Kayserim.net | Kent Vizyonu - Yaşam Rehberi
Üye Ol

18. Yüzyıl'da Kayseri -3-

I-Kayserili Mimar Mehmed Ağa’nın Ölümü (1742)
 Medrese öğrenimi görerek İstanbul’da “Hassa mimarlar ocağına” giren ve Sultan III. Ahmed tarafından “Hassa Baş Mimarı” seçilen Kayserili mimar Mehmed Ağa 1742 yılında İstanbul’da vefat etti. Mehmed Ağa ;Başta Üsküdar’da iskele başındaki Meydan Çeşmesi, Ayasofya Bab-ı Hümayûn kapısı önündeki III.Ahmed Çesmesi, Kasr-ı Hümayun, Kâğıthanede Havz-ı Kebir duvarları, Sadabad yakınında Firahur Kasrı ve Çeşmesi, Azapkapı Çeşmesi, Tophane Çesmesi, Bereketzâde Çeşmesi, Bahçekapı’da Yıldız Dede Camisi ve Tekkesi, Su Kemerleri, Seddülbahir, Erzurum, Trabzon, Hemedan, Gence, Tebriz, Revan, Tiflis, Acu, Zaka, Kılburun, Kırım’da Kale-i Cedid, Hotin, Bender ve Özi kalelerinin yapım ve ta’miri olmak üzere bir çok eser yapmıştır.

 J-Zamantı Irmağının Kayseri üzerinden Akıtılması Projesinin ilk defa      gündeme gelmesi 4 Aralık 1761 (7 Cemaziyelevvel 1175)
 Pınarbaşı ilçesi’ne bağlı Viranşehir bucağının Şerefiye köyünde Kaledibi denilen yerden çıkıp, Torosları aşıp, Seyhan nehrine karışan Zamantı Irmağı’nın yönünün değiştirilerek Kayseri üzerinden akıtılıp Kızılırmağa bağlanması fikri 4 aralık 1761 tarihli fermanla gündeme getirilmişti.
 Kayseri arazisinden daha fazla verim alabilmek amacını taşıyan bu tasarı ile ilgili çalışmalar derhal başlatıldı. Kapucubaşı İsmail Ağa, Başmuhasebe Kalemi katiplerinden Mehmed Haşim, Hassa su bulucusu Hacı Hüseyin, Hassa mimar kalfası Seyid Mehmed, nehrin kaynağına giderek branın tahkiminin ve nerelerden geçirilerek Kayseri Kazası’na ulaşacağının plânlaması ile birlikte ırmak yolunun bahar aylarında çevreye zarar vermemesinin önlemlerini kayda geçirdiler. Ayrıca bir de ayrıntılı  maliyet raporu hazırladılar.
  Zaten daha önceden kazanın fenn-i hendese ehli tarafından hazırlanmış bulunan ve bu tasarının 150.000 kuruşa çıkacağı , gerçekleştiği takdirde su yolunun her iki tarafında bulunan 45.000 bahçe ve sebzevât, 200.000 bağ ve bostan muhtemelen senede üç defa sulanarak fazla miktarda ürünün alınabileceği, buna karşılık her bir bağ, bostan ve tarladan 10 para resm-i ab (su vergisi) alınabileceği gibi taraf-ı Hümayun’a (devlete) senede 30 kese akçeden fazla mahsûl geliri getireceği rapor edilmiş idi.
 Böylece Zamantı’dan Kayseri’ye kadar olan su yolu mesafesinin masrafı, aidat ve geliri keşfedilerek,  Başmuhasebe Kalemi’nden Mehmed Paşa, Hassa mimarı halifelerinden Seyid Mehmed, Hümayun Bölükbaşılarından Seyid Hacı Hüseyin ve Hacı Mehmed Mecid ve Halil Usta ile Kaza’nın şer’i yetkililerinden oluşan  ehl-i vukuf (bilirkişi) tarafından nehrin kaynağından itibaren ölçüp yazarak gereken tahmini masraf deftere kaydedilmişti.
 Nehrin Kayseri’ye kuş uçuşu onsekiz saat olan uzaklığı su yolunun dolaştırılması ile ellibeş saate çıkarılıyordu. Yol boyunca yapılacak işler bütün ayrıntıları ile şöylece anlatılmakta idi:
1. Karaboğaz’da yapılan hafriyat, bend için kagir sed ve bendin hazırlanması 120 akçe=2880 kuruş
2. Kargir sedden 1. mile kadar kazma hendek 8 akçe=833 kuruş
 

 K-   KANLI KADIOĞLU DELİ EMİR İSYANI
 1764 senesinde gelişen en önemli olay, Kanlı Kadıoğlu Deli Emir’in çıkardığı isyan ve haydutluk hareketleridir. Taceddin Mahallesi hakkında olan ve asıl adı Mustafa olan bu kişi kardeşi İsmail ile Dülgeroğlu Hasan, Sucukoğlu Mehmed, Dervişağa oğlu Çolak Feyzi ve bunların adamlarından meydana gelen birkaç yüz kişi, kasaba ve köyleri basmaya, hayvanlarını gasbetmeye başlamışlardır. Arkasından Talas kasabasını işgal ederek burada “Serden Geçti Ağalığı” ismiyle bir voyvadalık kurmuşlardır. Halktan zorla para ve senet gibi haraç almaya başlamışlardır. 6 sene süren bu isyan hareketi, halkın İstanbul hükümetine defalarca şikayetinden, sonra 1185 (29 Temmuz 1771) senesi rebiülahir ayının 15’inden gelen bir ferman ile eşkiyanın yakalanması istenmiştir. Bu fermanın gereği olarak ve Anadolu’da diğer bölgelerdeki eşkiyayı da takip üzere 1711 tarihinde Veli Paşa görevlendirilmiştir. Veli Paşa, çok sert tedbirlerle Kayseri’ye kadar gelmiş, ancak burada hastalanarak bir mesane hastalığından ölmüştür.
 Bu tedbirlere karşılık olarak adı geçen eşkiyalar güçlerini biraz daha artırarak dört, beş yüz kişi ile şehrin içine hücum ederek, ileri gelen şahıslardan Miralay Seyid Mehmed Ağa, Nakib’ül-Eşraf Kaymakamı Mollazâde Hacı Osman Efendi ve Kayseri Liva’sı mütesellimi Kocaağazâde Osman Ağa’yı konuklarında öldürmüşler, çarşı ve pazarı yağmalamışlar, ahaliye bir çok işkence etmişlerdir. Durum bu boyutlara gelince İstanbul’dan görevlendirilen Çerkes Hasan Paşa, 1188 (1774) senesi içinde Trabzon yolu ile Kayseri’ye gelmiştir. Büyük bir çaba ile eşkiyanın üzerine gitmiş, eşkıya reislerinden 18 kişiyi yakalayarak idam etmiştir. Bunun üzerine diğer eşkiyaları herbiri bir tarafa dağılmıştır. Hükümet kuvvetleri bunları hassasiyetle takip etmiş ve ahaliyi huzura kavuşturmuştur.
 Kayseri ileri gelenlerinden Bahçecizâde Feyzullah Efendi, Altmışyedi cemaatinden Ahmed Ağa, Küçük Süleyman Ağa Pirdedeoğlu Hacı Muhsin Ağa Karamehmed Ağazâde Osman, Ali Ağa, Mehmed Tahir Ağa, Kalaycıoğlu Ahmed Ağa, Ahmedbeyoğlu Hasan Ağa ve Yetmişbir cemaatinden Hacı Hanifzâde Ömer Ağa, Alemdar Köse Mehmed ağa, yirmi dokuzuncu Orta Bölük’ün Serdarı Ebubekir Ağa, Dülgeroğlu Süleyman Ağa, mahkeme huzuruna çağrılarak; “Firar eden eşkiyadan herhangi birisi şehre girerse hemen yakalayıp hükümet kuvvetlerine teslim etmek, bunları hiçbir şekilde himaye etmemek ve vazife yerine getirilmezse 25.000 kuruş ceza ödemek” gibi bir taahhüde bağlanmışlardır.
 Firar eden eşkiyanın isimlerinin tespit edilmesi için, memleketin ileri gelenlerinden Zennecizâde Mustafa ağa, Koçzâde, Sani Ağa, Tennûri Şeyh Mustafa Efendi Torunağazâde Osman Ağa, Kığılmazzâde Hacı Ali Efendi, Erkiletlizâde Halil Efendi, Bektâşzâde Mehmed Ağa, Haseki Ağalarından Bahçecizâde Feyzullah Efendi ve Dirazzâde Hacı Ahmed Ağa’lardan meydana gelen bir meclis kurarak çalışmaya başlamıştır. Bu meclisin tespit ettiği eşkiyaların isimleri şöyledir; “Çerkesoğlu Çolak Feyzi, Ali Bekmezoğlu Mehmed, Deveci Abdulkadir Ağa, Sicim Hüseyin, Gülsarıoğlu Ali, Akbıyıkoğlu Ömer, Kuduzoğlu Hasan, Samur Kaşık, Yeğeni İsmail, Dülgeroğlu Hasan, Gazioğlu Mehmed, Bağcıoğlu Peşker, Kelekoğlu Hüsnü, Osmanoğlu Conik Paşa, Hocaoğlu Bekir, Erkiletli Çıplak, Künbedci Kulaksız Yusuf ve kölesi Selim, Uzun Süleymanoğlu Ali Paşa, Çilekli Mehmed Dalancı, Mahmudoğlu Ali, Yakuppaşa oğlu Kel Yakup, Sünnetçioğlu Mustafa, Ömer Akoğlu, İsmail Kanlı Mustafa, Kel Haliloğlu Ahmed, Celeboğlu Hacı, Kolukısaoğlu İbrahim, Ömer Osmanoğlu Ali, Tüfekçi Mehmed ve Hızarcıoğlu Ömer”.
 Çorum ve Kayseri sancaklarının kendisine arpalık olarak verildiği anlaşılan Çerkes Hasan Paşa, esnaf kethüdalarını toplayarak bazı gıda maddelerinin fiyatlarına narh koymuştur. Meselâ; Ekmeğin okkasına beş akçe, pirincin okkasına yirmi altı akçe, tuzun batmanına on akçe, arpanın bir ölçeğine onbeş akçe fiyat tespit edilmişir.
 Kanlı Kadıoğlu Deli Emir’in başlattığı bu isyan ve şakilik hareketleri devam ettiği sürece Kayseri halkına pekçok fedakârlığa mâl olmuştur. Eşkıyanın soyduğu, yağmaladığı veya haraca bağladı mal mülk ve paranın dışında eşkiyayı bastırmak üzere gelen Çerkes Hasan Paşa’nın maiyetinde bulunan bin adet askerin doyurulup ihtiyaçlarının karşılanması halktan toplanan paralarla sağlanmıştır.
 Kanlı Kadıoğlu Deli Emir olayının sonuçlandığı günlerde (1774) Kayseri Kadılığı makamında Mehmed Nebi Efendi, Müftü Şeyh Abdurrahman Efendi, Mevlevî postnişi Tennûri Şeyh Mustafa Efendi bulunuyordu.
 Anadolu’daki bu isyan ve başıboşluk, muhakkak ki Osmanlı Devletinin İran ve arkasından Rusya ile olan sıkıntıları sebebi ile memleket dahilinde yeterli otoritenin kurulamayışından kaynaklanmıştır.
 7 Temmuz 1770 tarihinde Rus ve İngiliz donanmasına ait gemiler, Rodos’tan hareketle bir gece vakti baskını ile Çeşme’de bulunan Osmanlı donanmasını yaktılar. Böylece Çanakkale Boğazı ve İstanbul yolu düşmana açılmış oldu. Acı haber İstanbul’da büyük bir üzüntü ve matem yaptı. III. Mustafa derhal derya kaptanı Hüsameddin Paşa’yı azledip yerine Rodos Sancakbeyi Cafer Bey’i tayin etti. Böylece başlayan Türk-Rus savaşı 21 Ocak 1774 tarihinde III.Mustafa’nın ölümünden sonra da etmiş, yeni Padişah I.Abdülhamid zamanında yapılan Küçük Kaynarca Andlaşması ile son bulmuştur. (1188/1774)
 Uzun Rusya savaşları sırasında Anadolu’dan devamlı asker ve malzeme ikmâli yapılmıştır. Asker sevki için Diyarbakır Valisi Hafız Mustafa Paşa görevlendirilmiş olup Mustafa Paşa, bir yandan asker sevkine bir taraftan da eşkiyanın takip ve yok edilmesine özen göstermiştir. Bu sıralarda bir önemli mesele de Rakka’ya yerleştirilmek üzere ferman-ı âli yayınlanan Recepli Aşireti halkının, buraya gitmeyerek Sivas, Kütahya, Diyarbakır, Aydın, Saruhan, Maraş ve Kayseri çevrelerinde yolcu ve yerleşim yerlerine zarar vermeledir. Bütün bu sebeplerle asayişin temini için 1188 (1 Ocak 1775) tarihinde bir ferman gönderilerek Karaman Valisi Yeğen Ali Paşa, Adana ve Maraş valileri ve Bozok sancağı mutasarrıfı Cebbarzâde Mustafa Bey de bu işe vazifelendirilmişlerdir.
 1777 (1191) Şubatının 17.gününden itibaren Kayseri Sancağı Kars muhafızı ve vezir Hacı Paşa’ya verilmiş, mütesellim olarak ta Cebbârzade Mustafa Bey tayin edilmiş ve onun tarafından da Kocaağazâde Derviş Mehmed Ağa tevki olunmuştur. Aynı ayın içinde yani 1 Muharrem 1191 (9 Şubat 1777) tarihinden itibaren Kayseri Naibi İsâzâde Mehmed Arif Efendi, Kayseri müftüsü de Sarımsaklızâde Hacı Ahmed Efendi idi. Üç ay sonra Rebu’ülahir 1191’de H.Ahmed Efendi öldü ve yerine oğlu Ali Efendi tayin edildi.
Daha önceleri 1742 ve 1767 tarihlerinde yayınlanan evamir-i şerif ile valilerin halkın üzerine bölük gönderip para (tekalif-i şakka) toplamaları men edilmiş iken Kayseri valilerinin teftiş adıyla halkın üzerine bölük ve mübaşir gönderip para toplamaya devam etmeleri üzerine 1777 senesi Nisan ayı ortalarında yeni bir ferman-ı şerif gönderilerek “Kayseri’de valilere verilen kanunî vergiler dışında valilerce “başağa” tayin edilip ve köyleri gezip, her köyden konak harcı, kurban, baha gibi isimlerle para temin etmemeleri” bildirilmiştir.
Harpler sebebi ile Osmanlı İmparatorluğunda büyük ihtiyaç duyulan bir maden, güherçile idi. Kayseri’de üretilmekte olan güherçile, yılda 200 kantar miktarında İstanbul’a gönderildi. 1778 tarihinde Kayseri’nin bu taahhüdünü yerine getirmediği görülünce bir emr-i alişan yazılarak bu taahhüd Kayseri’de ileri gelen 60 kişinin kefaletine ve 10000 kuruş cezaya bağlanmıştı. Ancak bu tarihte güherçile ustası sayısı sadece 20 kişiye düştüğünden Kayseri halkı sadece 100 kantar güherçile imal edebileceklerini geri kalan miktarın affedilmesini istemişlerdir. Bu istek kabul edilerek Kayseri’deki güherçileciler şeyhi Akbıyıkoğlu ve Kethüda bu işle görevlendirilmişlerdir.  
Osmanlı Devleti’nde hükümet ülke dahilindeki yollarda bulunan menzilhanelerde menzillerin ne kadar at ve kılavuz bulunduracakları, menzilci tayini yapılırken açıklanırdı. 1779 senesi mart ayında Kayseri menzillerine tahsis edilen at ve kılavuz dökümü aşağıda belirtildiği gibi idi.
Cabbarzâde’nin odacıbaşına Karahisar’a kadar   2
Aşcızâde’nin tatarına Karahisar’a kadar     3  
Zennecizâde’ye gelen vezir çuhadarına (*) Karahisar’a kadar 6
Aşcızâde’nin konağına giden bostancı çuhadara   6
Defterdar çuhadarına Nevşehir’e kadar    5
Deve Ağasına Boğazlıyan’a kadar      14
Güherçile Ağasına Karahisar’a kadar    3
Maraş’a giden Zaim Ağa’ya vezir çuhadarına   13
Hakim Efendi’nin İstanbul’a giden seyisine Kırşehir’e kadar 2       at.


 (* Çuhadar: kapıcı, hizmetkâr) ve diğerlerine toplam olarak 163 adet at olup, Çapanzâde için 10, Dere Ağası’na 3, Maraş’a giden zaim’e 1 olmak üzere diğerlerine verilen toplam klavuz sayısı da 54 idi.
 1779 senesi haziran ayında Kayseri mütesellimine bir ferman gönderilerek, Anadolu’da yeniçeri serdarı tayinlerinde serdarlık mektuplarına uyulmadığı rüşvet ve iltimasla serdarlık elde edildiğinin şikayet edildiği, bu tür kişilerin tespit edilerek cezalandırılmalarını ve Kayseri kalesine hapsedilmeleri istenmişti. Yine Bazı çıkarcı yöneticilerin sancak (liva) gelirinin şehri idare edemez durumda olduğunu bildirerek halktan usulsüz olarak 15.000 kuruş topladıklarını 1780 senesi Şubat ayında bu parayı İstanbul’a gönderdiklerini, ancak devletin, halka yük olduğu gerekçesiyle bu parayı kabul etmediğini kaynaklardan öğreniyoruz. 
 Osmanlı devletinde gayri müslümlerle ilgili meseleler belli bir denetime tabi idi. Özellikle kilise yapım ve ta’miri konusunda titizlik gösterilmekte gerçekten ihtiyaç var ise müsaade edilmekte idi. Kayseri Kazası’nın Efkere adlı köyü yakınında bulunan ve “Büyük Manastır”diye tanınan ibadethanenin bazı yerlerinin harâb olduğu rahip tarafından Kayseri Metropolitine O da İstanbul’a bildirmiş, bunun üzerine gerekli keşif Kayseri hassa mimarı Mustafa Ağa tarafından yapılmıştır. Kilisenin ta’mire ihtiyacı olduğu ve nasıl ta’mir edileceği bir raporla bildirilmiş, 1781 nisanında ta’mir için izin verilmişti.
 1786 senesinde Kayseri’de bazı maddelerin fiyatları şöyledir;
 Bir nügü (*) ekmek   6 para
 Yerli Bal    90 para
 Karaman Balı    72 para
Zeytin yağı    40 para
Sade Yağ   80 para
 Kuyruk Yağı    60 para
 Girit Sabunu    60 para
 Pirinç Sabunu    28 para
 Koyun eti    24 para
 (1 nügü : 200 dirhem : 640 gram)

 21.7.1774 tarihinde imzalanan Küçük Kaynarca Anlaşması 13 Ağustos 1787 tarihinde Türkiye’nin Rusya’ya harp ilân etmesi ile sona erdi. Savaş kararı bütün yurtta duyuruldu. İlkbaharda ordu Davudpaşa sahrasında toplandı 22 Mart 1788 tarihinde de Edirne’ye doğru yola çıktı. Bu savaş için asker ve mühimmat temini bütün ülkede olduğu gibi Kayseri’den de yapıldı. Kayseri sipahilerinin Anadolu seraskeri, Dağıstanî Ali Paşa, emrine memur edildi. eski müftü Vanlı Şeyh Abdurrahman, ulemadan Bozoklu Şeyh Mehmed, Hacılarlı Şeyh Mehmed, Osman Efendioğlu, Feyzullah, Kığılmazzâde Hacı Ali Efendi ile memleketin ileri gelenlerinden Emir Ağazâde Mustafa, Koçzâde Sâni, Bahçecizâ^de Feyzullah, Erkiletlizâde Halil, Bektaşzâde Mehmed, Torunağazâde Hacı Osman Sipahi miralayı Dırazzâde Hacı Ahmed Çukurluzâde Hacı Mustafa, Kara Mehmed Ağazâde Ömer Ağa’dan meydana gelen bir meşveret meclisi toplanarak sihapi Ağazâde Ömer Ağa’dan meydana gelen bir meşveret meclisi toplanarak sipahi askerlerin İstanbul’a sevki ve mühimmat temini kararlaştırmıştır. Ayrıca Zennecizâde Hacı Ahmed ve kardeşi Mustafa ile Bektaşzâde Bektaş ve Akçakayalı Abbaszâde Sadık Ağa’lar ikişeryüz atlıyı Edirne’ye doğru yola çıkarmışlardır.
 
 L-     III.SELİM DÖNEMİ (1789-1807) 
 III.Selim Osmanlı tahtına oturduğu zaman Osmanlı İmparatorluğu toprak itibariyle dünyanın en büyük devleti idi. Anadolu, Trakya, Bulgaristan, Sırbistan, Romanya (Eflâk Buğdan), Arnavutluk, Karadağ, Yunanistan, Kafkasya, Irak, Suriye, Filistin, Hicaz, Mısır, Tarblusgarp, Tunus, Cezayir, Osmanlı Devleti hudutları içinde idi. Karadeniz Marmara, Ege Denizi ve Kızıldeniz tam manası ile birer Türk denizi idi. Akdeniz’in de dörtte üçünde Türk bayrağı dalgalanıyordu.
 Dünya’nın en büyük imparatorluğu olan ülkenin alanı 42.155 coğrafya mil kare, nüfusu ise 25 milyon kişi civarında idi.  Ancak koca imparatorluk bir çok sıkıntılar içinde idi. Bir tarafta Anadolu ve Rumeli, âyân, ağa ve derebeylerin zulmü, diğer taraftan Rusya ve Avusturya ile yapılan savaşların yüklendiği malî yük halkı inim inim inletiyordu. En önemlisi devletin güven bütünlüğünü sağlamak görevini üstlenmiş olan zorbalar devletin sırtındaki en ağır yük olmuştu. Devlet ve halk Ordu denilen bu başıbozuk takımı için çalışır hale gelmişti. Nitekim III.Selim tahta çıktığı anda ülke bütünlüğünü korumakla görevli olan 400.000 Yeniçeriden sadece 60.000 kadarı görevi başında bulunuyordu. Bunlardan da yalnız 25.000 kadarının savaşlara katıldığı anlaşılıyordu.
 Yeniçeri ismini taşıyanların çoğu asker değildi. Her sınıf halktan “Yeniçeri” sıfatını kazanmış kimseler vardı. Bu sıfat ya babadan geçmiş veya para ile satın alınmıştı. Bu sebeple Yeniçeri ocağı askerî vasıftan çok mâli ve iktisadî bir kuruluş olmuştu. Nitekim III.Selim, bu durumu bir Hatt-ı Hümâyunda şöyle belirtmiştir.;
 “Allah Allah bu ne keyfiyettir. Her şeyde hak setrolunmuş, Traş için huzuruma gelen berberlerden ikisi topçu esamemiz (ismimiz) var deyü naklettiler. Asker denilse ne yapalım sefere gidecek vazifelu askerimiz yok cevabı verilir. Tahrir olunsun denilse, beytülmalde akçe yok denilür. Buna bir çare denilse şimdi vakti değildir. Ocaklara taarruz olunmaz denür. Biz demeliyiz ki esame herkesin elinden alınsın. Ama mahlûlu oldukça ehline verilsin, eğer söz hakkı değilse razı olunmasın Hakka razı olup muin olmayanı Allah kahreylesün. İşte böyle memleket elden çıkıyor.” 
 Bütün dünyada reform rüzgârlarının estiği bu asırda; Rusya’da Büyük Petro’nun düşünüş, yaşayış ve çalışma bakımından reformları, Amerika’daki İngiliz sömürgelerinin isyan bayrağı açmaları, Fransız ihtilalî, İngiliz Adaları’nda yeni üretim ve iktisat sistemlerinin temellerinin atılması kömürün sanayi de kullanılmaya başlanılması buharın makineye uygulanması muhakkak ki III. Selim’in hareket geçirecek olan önemli faktörler olmuştur. Yukarıda bahsedilen Yeniçeri Ocakları’nın durumunu değiştirmek veya yeniden bir ordu kurmak, o günün en önemli meselesi olmalıydı. “Yeni Düzen” ismi altında, Avrupa usulünde talimli asker yetiştirilmesi, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması şeyhülislâm ve ûlema nüfuzunun kırılması, Osmanlı Devleti’nde sanatta, ilimde, askerî konularda ziraatte, ticarette ve medeniyette islahat yapılması fikri III. Selim’in hedefleri haline geldi.
 Avusturya ve Rusya ile sulh imzaladıktan sonra Koca Yusuf Paşa orduyu hümâyun ile İstanbul’a döndüğünde, Avrupa talim ve terbiyesinden anlayan birkaç adamı da beraberinde getirmişti. Bunlarla görüşmelerinden sonra Levent Çiftliği’nde az sayıda nefer toplatılarak bunların Yusuf Paşa’nın getirdiği öğretmenler tarafından talim ettirilmelerine karar verilerek derhal uygulama başlatılmıştır. Önce Yençeriler’in genç olanlarının da bu birliğe katılmaları istendiği halde, Yeniçeriler yanaşmayınca Nizam-ı Cedid’in ayrı bir ocak halinde kurulması emredildi.
 III. Selim Anadolu’da bu yolda hareket geçti ve itimada değer bir adam olan Karaman Valisi Abdurrahman Paşa’dan vilâyet ve kasabalardan talîm için çıkarabileceği piyade askeri sayısı soruldu.
 Abdurrahman Paşa’nın cevabı şöyleydi;
 Konya ve kazalarından    1000 Piyade
Niğde Sancağı     1000 Piyade
Kayseri Vilâyeti     2000 Piyade
Ankara      2000 Piyade
Hamideli’ne bağlı Yalvaç ve Karaağaç    200 Piyade
Alâiye         800 Piyade
Karaman        150 Piyade
Kasaba       150 Piyade 

Bu hazırlıklardan sonra Anadolu’da talimli asker yetiştirme faaliyet başlatıldı.
Bu sıralarda barut imalâtında kullanılan güherçile ihtiyacı çok fazla idi. İstanbul, Gelibolu ve Selânik baruthanelerinde imâl edilen siyah barutun kalitesiz olması sebebi ile 1792 senesinde Kayseri Kadısı, Bozok Mutasarrıfı Cabbarzâde Süleyman, Niğde, Bor, Kayseri, Bozok sancağındaki güherçile yapılan köy ve nahiyelerin kadı ve naiblerine birer hatt-ı hümayun gönderilerek “barutun kalitesine” dikkat etmeleri İngiltere ve Felemenk barutu ayarında barut imâl etmeleri” hatırlatılmıştır. Ayrıca elde edilen güherçilerinin, kaçak olarak, yabancılara ve vurgunculara satılmaması, evlerde stok yapılmaması ve Kayseri’deki güherçile miktarının belirlenmesi istenmiştir.
Bu tarihlerde (1792) Kayseri mütesellimliği görevini, yukarıda da geçen Akçakayalı Abbaszâde Sadık Ağa yürütmüştür. Bu tarihlerde bazı maddelerin fiyatları şöyle idi:

1 nüğü ekmek    4 para
Bal    80 para
Girit Sabunu    82 para
İzmir Sabunu    72 para
Tuzun Batmanı   15 akçe
Pirinç     18 akçe
Kahve     50 para  

Sadık Ağa’dan sonra 1207 (1792-93) senesi içinde Kayseri ve Niğde Sancağı arpalık olarak, İsmailiye Muhafızı Mehmed Paşa’ya verilmiş, O da Kayseri mütesellimliğine Muhtar Beyzâde Emir Ağa tayin olunmuştur. Ancak aynı sene içinde Kayseri sancağı, yeniden el değiştirmiş ve 1207 (1793) tarihinde eski Adana valisi İbrahim Paşa’ya verilmiş adı geçen şahıs da mütesellimlik makamına yeniden 5 Ramazan 1207 tarihinde Akçakayalı Abbaszade Sadık Ağa’yı yeniden tayin etmiştir.
Siyasî yönden çok olaylı geçen 1207(1793) senesinde siyasî olaylara paralel olarak bir seri sosyal ve ticarî kararlar da alınmıştır. Meselâ temmuz ayında debbağ (derici) esnafı bir mecliste toplanmışlar, toplantıya Hacı Ahmed, Antikacızâde Seyyid Ahmed Ağa ve diğerleri katılmışlar “Keşoğlu” taraftarlarının bundan böyle debbağ alışverişlerine karışmamalarını, eğer karşılaşırsa gerekli cezanın verilmesi yolunda “hüccet-i şeriyye” yollanmasını İstanbul Hükümeti’ne iletmişlerdi.
Sarhoşluk veren içkilerin Müslümanlar’ca kullanılmasını önlemek üzere imâl edilen rakının okkasına dört ve şarabın okkasına iki para “mirî” vergisi konmuştur.
Aynı sene içinde zeamet ve tımar sahiplerinin kimlere dağıtılacağına dair yeni bir nizamname yayınlanmıştır.
1795 senesi mart ayında Karaman Valisi tarafından Kayseri mütesellimine gönderilen bir yazı ile “emr-i alişan” olmadan kiliselerin genişletilmesi, ta’mir edilmesi ve yeniden yapılması yasaklanmıştır. Kilise üzerinde bir tadilât veya tâmirat yapılacak sa önce Metropolite bildiriliyor, Metropolit, İstanbul’a bu isteği iletiyor, oradan izin çıkarsa Kayseri hassa mimarı işin teknik kısmını inceliyor ve sonuçta yapılmasına müsaade çıkıyordu.
 

LÜTFEN DİKKAT:
www.kayserim.net üzerinde yayınlanan Geniş Kayseri Tarihi, Halit Erkiletlioğlu'na ait önemli bir eser olup, kaynak gösterilmeden kullanılmaması gerekmektedir.  Site üzerinden bu bilgilerin alınarak kullanılması halinde; bilginin Halit Erkiletlioğlu'nun "Geniş Kayseri Tarihi" eserinden alındığının belirtilmesi ve site adresinin bildirilmesi gerekmektedir.

kayseri,kayseri haber,güncel haber,kayseri iş rehberi,eleman ilanı,kayseri spor,kayseri sinema

Fevzi Çakmak Mh. Bozantı Cad. Atılım Apt. Altı No:96/D Kocasinan / KAYSERİ
E-Mail: editor[at]kayserim.net

Bu site en iyi 1024*768 ve üzeri çözünürlükte görüntülenir.

Bu Sitenin Tüm Haklari ATM MEDYA'ya aittir © 2002-2014

kayseri,kayseri haber,güncel haber,kayseri iş rehberi,eleman ilanı,kayseri spor,kayseri sinema