Kayserim.net | Kent Vizyonu - Yaşam Rehberi
Üye Ol

Seyyid-i Burhanettin

Kayseri’nin Moğol sürüleri tarafından istilâ ve tahribi sırasında Sultan’ül Ulemanın talebesi ve Mevlâna’nı hocası SEYYİD BURHANEDDİN MUHAKKI-I TİRMİZİ (Seyyid-i Sırdan) hadiselerin bizzat şahidi olmuştur. İsminin Hüseyn, doğum yeri ve tarihinin Tirmiz M/1165-1166 olduğunu, Ahmet Eflaki’nin “Ariflerin Menkibeleri” isimli esirinden öğrendiğimiz Seyyid, önce birkaç ay  Kayseri’de kalmış burayı sevmiş, sonra Konya’ya gitmiştir. Burada dokuz yıl Mevlâna’yı irşad etmiştir. 
Nihayet Kayseri’ye gitmeye karar veren Seyyid Burhaneddin’in kararını uygulamasını Eflaki şöyle anlatır:”Birçok sohbetlerden sonra Seyyid Hazretleri Hüdavendigar’den Kayseri’ye gitmek ve orada bir müddet kalmak için müsaade istedi. Mevâana Hazretleri’nin yakın arkadaşlarından bir grup Seyyid’i bir katıra bindirerek bağlara gezmeye götürdüler. O anda Seyyid’in gönül aynasında Kayseri şehrinin hayali teşekkül etti ve bu hayale daldığı sırada katır birdenbire sıçradı, Seyyid’i yere attı. Mübarek ayağı çimenin içinde kırıldı. Dostlar katırı yakaladılar Seyyid’i tekrar bindirerek müsameddin-i İsfehsalar’ın bağına kadar götürdüler. Seyyid, başından geçen bu olaydan hiç bahsetmedi. Çizmeyi çıkardıkları vakit mübarek ayaklarının parça parça olduğunu gördüler. Hüdavendigar hazretleri ve arkadaşları ağlayıp üzüldüler. Seyyid “Aferin; ne de güzel mürid; şeyhinin ayağını kırıyor” buyurdu. Bunun üzerine Mevlâna hazretleri hemen o mübarek elini o kırılan yere koydu. Bir şeyler okuyup üfledi. Derhal o yara kapanıp iyileşti. Seyyid de Hazret’in yüce müsadesi ile “Dar-ül Feth” denilen Kayseri’ye hareket etti. Çünkü  O, Kayseri’yi çok seviyordu. Ali dağına çıkarak gece gündüz Tanrı’ya yalvarışla meşgul olurdu.   Seyyid’in Konya’dan göç tarihi H/638-M/1240 yılına rastlar. 
Bu sırada Kayseri valisi Sahib Şemseddin-i İsfehani idi. Bu vezir sonradan Seyyid’in müridi olmuş ve ona hizmet etmiştir.
Seyyid Burhaneddin’in Moğollar’ın Kayseri’yi işgâl ve tahripleri esnasında şehirde bulunduğunu Ahmed Eflâki şöyle anlatmaktadır: “Seyyid Hazretleri Kayseri’nin hendeği yanında ilahî şarapla mestolmuş oturuyordu. Moğol askeri de şehri yağma ediyordu. Birden bire heybetli  bir Moğol kılıcını çekerek Seyyid’in hücresine geldi. Ona: Ey, sen kimsin, diye bağırdı: Seyyid “Ey, deme çünkü sen her ne kadar Moğol kıyafetine bürünmüş isen de bizce malumsun. Çünkü ben senin kim olduğunu biliyorum”buyurdu. Moğol derhal atından inip baş koydu, biraz oturup gitti. Seyyid’in yanında bulunan arkadaşları (Eshab) o adam hakkında sorguda bulundular. Seyyid: “Hırka içinde saklı olan bu adam, tanrı kubbeleriyle örtülü olanlardandır.” dedi.bir zaman sonra bu adam döndü. Seyyid’in ayağına birkaç dinar saçıp, başını açtı ve mürid olup gitti.”
Bazı kaynaklarda “Seyyid Burhaneddin’in vefatı, H/638-1241 yılları içinde olmuştur” denilmekte   ve hatta 27 Kasım 1241 senesi ikindi namazından sonra öldüğü, Mevlâna kütüphanesindeki Şems-i Tebrizî’nin bir  yazma kitabının kenarına Mevlâna’ın kalemiyle ve kırmızı mürekkeple düşürülen notta belirtildiği söylenmektedir . Başka bazı kaynaklarda da H/644-1246 tarihli “Hisarcık Suyu Vakfiyesi” ndeki Mevlâna ile birlikte şahit görünmeleri esas alınarak, Hazret’in ölümünün bu tarihten sonra olduğu iddia edilmektedir.
Mevlâna’nın torunlarından Arif Çelebi’ye istinad eden Ahmet Eflaki’nin anlattığı menkibeler, Seyyid’in Moğol işgalini gördüğü ve bu işgalin 1243 de vuku bulunduğunu doğrulamaktadır. Çünkü Eflâki’nin “Menakibü’l Arifin” isimli eseri, sadece hayalî menkibelerden ibaret değil tam tersine o tarihlerdeki olaylara ışık tutan ve pek çok tarihçinin itibar ettiği sağlam bir kaynak olarak kabul edilmektedir. O halde Seyyid’in ölümü M/1244 yılında olduğu akla daha yakın gelmektedir. Ölümün perşembe günü ikindi namazından sonra olması ise kaynakların ortak tespitidir. 
Eflaki’ye göre ölüm hadisesi şöyle olmuştur. “Seyyid hazretlerinin ömrü sona erip te öteki dünyaya hareketi yaklaşınca hizmetçisine bir testi sıcak su hazırlamasını emretti. Hizmetçi (Biraz sonra gelip) suyu ısıttım” deyince Seyyid: “O halde git kapıyı sıkıca kapat ve dışarıda, garip Seyyid dünyadan göçtü diye salâ ver.” Dedi. Hizmetçi “Ben de ne yapacak diye başımı ibadethanenin kapısına koyup, gözetledim. Seyyid kalktı, abdest aldı, gusletti, elbisesini giydi, ecel kadehini içerek evin bir köşesine kıvrıldı ve :
“Ey Dûst kabûlem kun u cânem bisitân
Metsem ki ez her do cihânem bisitân
Bâ herçi dilem karâr gîred bî to
Ateş be-vey ender zen u ânem bisitân” (Ey dost beni kabûl et ve canımı al. Beni sarhoş et ve iki cihandan kurtar. Sensiz, gönlümde karar tutan ne varsa onu ateşe ver. Beni ondan kurtar.) rubâisini okuduğu “Sevâkı Menâkibul Ârifin” de anlatılmaktadır. Daha sonra ; “Setecidünî inşâ’Allahü min es-sâbirîn”(Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin- Sâffât Sûresi,102. Âyet)   “diye bağırdı ve canını Tanrıya teslim etti.”
Seyyid’in ölüm haberi Sahib Şemseddin ve ileri gelenlere ulaşınca feryad edip saçlarını yolarak geldiler. Dar-ül Fetih’in bütün fertleri başlarını açtılar. Hafız’lar Kur’an okuyarak, şeyhler zikrederek, alimler sarıkları perişan vaziyette, salâlar verilerek Seyyid’i kendi mübârek mezarına götürdüler. Sahip Şemseddin bir hayli mal harcayarak matem törenleri tertib etti. Hatimler indirtti ve Seyyid’in türbesinin üzerini kapamalarını emretti. Birkaç gün sonra türbe harap oldu. Tekrar buyurdu bir daha yaptılarsa da yıkıldı. Bir gece sahib Şemseddin, Seyyid Hazretlerini rüyasında gördü. Seyyid, ona: “Benim üzerine bina yapmayınız” dedi.
Ölüm kırkı geçtikten sonra bu hususta Sahib Şemseddin, Hüdavendigar hazretlerine mektup gönderdi. Mevlâna saygı göstererek ulu arkadaşlarıyla birlikte Kayseri’ye geldi. (Şubat veya Mart ayları) Seyyid’in kabrini ziyaretten sonra yeniden matem töreni tertib ettiler. Sahip Şemseddin, Seyyid’in bütün kitaplarını ve cüzlerini onlara arzetti. Onlar kitapların içinden kendi istediklerini aldılar. Uğurlu ve yadigar olmak üzere birkaç risaleyi de Sahip Şemseddin’e bağışlayıp, tekrar Konya’ya hareket ettiler  
Bugün Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin türbesi, Talas caddesi üzerinde kendi adı ile anılan mezarlığı içindedir. 1892 senesinde Mesnevî mürtecimi ve Ankara valisi Abidin Paşa’nın yardımıyla Kayseri Mutasarrıfı Mehmet Nazım Paşa tarafından yaptırılmıştır. Türbenin giriş kapısı üzerinde şu satırlar yer almaktadır.
“Fart-ı âdab ile gir zair Muhlis ki budur
Merkad-ı Muhterem-i Hazret-i Burhaneddin
Çeşm-i İrfanına kuhl ister isen olmalısın
Cebhe sây-i kadem-i Hazret-i Burhânuddîn”
Ham olarak aldığı Mevlâna’yı pişirip, yakan ve onu insanlık alemine kazandırılmasında bu derece de rol oynayan Hazreti Seyyid-i Burhaneddin’in Ma’arif isimli eseri onun temel felsefesini anlatmaktadır. İbadet sırlarının, ,fakr’ın denizlerinin ve sülûkun inceliklerinin yazıldığı ve ayetlerle, hadislerin açıklandığı bu temel eserde ki özlü söz ve hükümlerin bir kısmını özet olarak vermeye çalışırsak onun felsefesi hakkında fikir sahibi olabiliriz:
- Birisi size ayakkabı verince onu seversiniz de;
Size ayak verene ne diye yabancı kesilirsiniz?
- Birisi size külâh verirse ona dost olursunuz da;
Size baş ve akıl verenden niçin yüz çevirirsiniz?
- Birisi size bir yüzük verirse o kişiye aşık olursunuz da;
Size el ve parmak bağışlayanı neden tanımazsınız?

x x  x  x  x  x  x

• Temiz söze, temiz can gerek
• Senin canın olmazsa, sözünde can olur mu?
• Herkesteki ruhtan farklı olarak ebedî rûha kavuşmak istersen içini temizlemelisin
• Güneş, pencere ne kadarsa o kadar girer.
Denizin suyu testi ne kadarsa o kadar dolar
• Satranç, çocukların ellerine düşerse, atı şah yerine koyarlar şahı vezirin yerine dikerler.
• “Söyle” emri, söz memesinin başı tomurcuklandı mı, verilir.
• Bir bedende iki can olduğu hiç işitilmiş mi?
• Sevgi bilgisi, Tanrı dostunundur.
• Kendi incin kendin ol
• Kabuktan ibaret bir sözü duymak, ceviz kabuğu yemek gibidir.
• Sevgi, sevgilinin emrinde hayatı yok etmektir (Sâdık)
• Ayağına diken batsa, önemli işlerin hepsini bırakır dikenle uğraşırsın
• Mü’min kardeşini iyileştirmeyi kendini iyileştirmek sayar.
• İman iki kısımdır; yarısı sabretmek, yarısı şükretmektir.

         

• İman ışığının kandili, mü’minin, sırçaya benzeyen bedenindedir.
• Kabuk ne kadar kalın olursa, iç o kadar zayıflar, o kadar da gizlenir.
• Kabuk ne kadar incelir se içi o kadar dolu olur.
• Açılmayacak kapıyı boş yere çalma, açmazlar sana
• Bedenin ölmesi, canın doğmasıdır.
• Sen eşeği besledikçe ilmi de eşekten araman gerek
• Hiç bir şey bilmesen bile, kendini tanıdın, bildin mi bilginsin, arifsin
• Sende iki kapı var; biri cehenneme açılıyor, öbürü cennete .
• Ibadetin özü, içi, nefsin erimesidir; geri kalanın hepsi de ibadetin kabuğudur.
• Erenlerin nefisleri tamamiyle gönüldür; Düşmanların gönülleriyse tamamiyle nefistir.
• Şevk, sevgi ağacının ışığıdır; aşk da meyvası
• Şevk sevginin özü; aşksa bedeni
• Hiç kimse önce bekçilik etmeden padişahlık elde edemez.
• Aklı olgun kişi iki dünyada da bilgide olgun kişidir.
• İmanın şartı kendi nefsine kafir olmaktır
Mü’min olmanın şartı ise, küfürde imanı bulmaktır.
• Aşıkların yoluna bir son, bir durak yoktur
Çünkü âşık, iki dünyada da başı yüce kişidir.
• İman, insanı o güzele kavuşturan kılavuz kadındır.
• Haset, nefis köpeğinin sıfatıdır; çünkü o, dünya leşinin başında durmaktadır.
• Kalem açıldı mı, kâtibin eline lâyık olur.
• Tahta kılıçtan iki kişi korkar; Biri düşman, öbürü bilgisiz kişi
• Ehil olmayanla oturup kalkma
• Bilgisiz din; bir benzetiş, bir taklittir.
Malsız yaşayış bir alçalıştır.
A genç, bilgiyle malı bir arada elde et.
Bunlar olmadıkça ömür, adamı kör ve rezil eder.
• Pılını pırtını dünya güneşinin gölgesinden kaldır da gönül güneşinin gölgesinin altına götür. O güneşin gölgesi kararmaz; Çünkü o güneş “Ne doğudadır, ne batıda”
• Ne mutlu nefsini alçaltana
• Hakk’ın sözünü Hak’tan işit. Hakk’ın sözünü halktan nasıl duyabilirsin?
• Gerçekten duyduğun her ses; hâlistir, altındır.
• Birinin ayıbını, hünerini araştırmak istersen,
Bir bahane bul, önce konuştur onu.
• Testiye, çanağa vurdunmu, ses verir.
Kırıkmıdır, sağlam mıdır anlarsın onu.
• İnsanlar, kötü gönüllü oldular mı, küçücük bir derede boğulurlar
Ama cesaret le, erlikle koskoca denizleri bile aşarlar.
• Söz olsun diye güzel diyorum sana;
Yoksa yüzün, güzelden de güzel.
• Nazlanmayı bırak, yalvarmayı artır
• Senin ustan aşktır; Onun yanına vardın mı,
Zaten hâl diliyle ne yapacağını o söyler sana.
• Dünyadan şehvetle elde ettiğin her haz, bil ki cehennemin tavanıdır.
Ama ihtiyaç nispetinde olursa âhiretten sayılır.
• Haramı, zora düşer de yersen helâl olur.
• Sen yalnız şarabı haram sandın, nice şehvetler vardır ki adamı sarhoş eder.
• Bir başkasının sözünü nakille bilgin olunmaz.
Bir başkasının şiirini okumakla şair olunmaz.
Er isen kendi sözünü söyle

• Bil ki ahırda beslenen her öküz, kasabın bıçağını tadar.
Kağnı çeken öküz ise kasabın bıçağından emindir.
• Dünyada, nefse aykırı gelen ne varsa seni yakınlaştırır,
nefse yakın gelen her şey de uzaklaştırır.
• İnsan nefsiyle savaşmaz sa, hakikate ulaşamaz
Hakikate ulaşınca savaş biter.
• Ben, ben oldukça secde ederim, fakat ben kalmadım mı secde eden de kalmaz.
• Saman çöpü gibi her yelden titrersin
Dağ bile olsan, bir saman çöpüne değmezsin
• Topraktan olan, toprağın tozuna kavuştu
Arştan olan, Arşın direğine yapıştı
• Yılan balığına benziyorsun, ne yılansın ne balık;
Sen bir münafıksın; ne yapıyorsun? Ya yılan ol, ya balık.
• Sen, sende  oldukça, varlığından geçmedikçe
Kâ’be’de bile, ibadette bulunsan meyhane kesilir.
• Ben ben oldukça Tanrı’dan nasıl söz edebilirim?
Ama ben, sen olursam, ya sen söylersin, ya ben söylerim.
• Bilgin kişinin hâli, söylediği sözlerden aşağıdır;
ârifin hâliyse, söylediği sözlerden üstündür.
• Ârif yüce Allah’ın bilgisinin madenidir.
• Aşkta can ver de can alanı can olarak tanı
• Bilgisiz olmak başkadır, kendini bilgisiz bilmek başka.
• Ey vuslatta doğan, ayrılıkta can veren
• Müslümanlıkta keşişlik yoktur. İnsan, halkla ne kadar karışır, uzlaşırsa o kadar Hakk’a yaklaşır.
• Hak’tan gayri ne görürsen puttur o; kır gitsin.
• Sevgili, mutlak kemâldir.
• Ne mutlu o kişiye ki gözü uyur da gönlü uyumaz.
Eyvahlar olsun o kişiye ki gözü uyumaz da gönlü uyur.
• Gönülden bilgi dileyen kişiye ağla;
Candan akıl arayana ise gül.
• Kanaat eden gönül, denizden de zengindir;
Bedendeki hırs ise ateşten de sıcak
Derdini derman olmayana açmak zemheriden soğuk
Kafirin kalbi ise taştan katı
Arkadaşını kovan kişi yetimden de zayıftır.
• Temiz yoksul, temiz zenginden bin derece üsütündür.
• Ey benden ayrılmış olan, bana kavuş
• Diriden ayrılan, ölüdür.
• İhtiyacı olan dulların ihtiyaçlarını gidermek,
otuz bin rik’at nafile namaz kılmaktan  daha sevimlidir
• Ehlinin, ayalinin yanında bir an oturmak, şu
mescidimde oturmaktan daha sevimlidir.
• Anaya, babaya iyilik etmek, binlerce yıl ibadetten daha sevimlidir.
• Sevdanın, dostluğun ilk durağı, kendi dileğini bir yana bırakmaktır.
• Her şey, ya gerçektir, ya bâtıl; bâtıldan kurtuldun mu gerçeğe ulaşırsın.
Nitekim Hazret, ölümünden sonra da ilim ve gönül âleminin cazibe merkezi olmaya devam etmiş ve türbesinin içine ve etrafına bir çok ilim ve gönül adamını toplayarak onlarla haşrolmaya devam etmiştir.
Seyyid Burhaneddin’in sandukasının yanına 15 Mart 1950 tarihinde Zeynel Abidin’in naaşı taşınmıştı, fakat daha sonra 1994 yılında Zeynel Abidin, tekrar kendi türbesine getirilmiştir. Seyyid Burhaneddin Türbesi’nin haziresinde Kayseri eski mutasarrıflarından  Muammer Bey ile, Mevlevî Ahmed Remzi Dede ve Babası Mevlevî Şeyhi Süleyman Ataullah Efendi’nin kabirleri bulunmaktadır.
Türbenin güney bitişiğinde H/749-(M/1343) tarihli Emir Erdoğmuş Türbesi bulunmaktadır. Emir Erdoğmuş Türbesinin iki satırlık Arapça kitabesinde;
“Haza Meşhed El-Emir Erdoğmuş
Fi şuhur-ı sene tis’a ve erbain Ve seb’a mie”
Yazılıdır. Tercümesi; Bu Türbe Emir Erdoğmuş’undur, Yediyüz kırkdokuz (749) senesi aylarında (vefat etmiştir).
 Moğol işgalinden sonra doğan böylesine manevî bir havanın Moğollar tarafından yeniden tahribini önlemek ve Selçuklu Devletinin kurtarılmasını sağlamak üzere Selçuklu veziri Mühezibüddin Ali cesaret ve şahsi kabiliyeti ile Moğollar’la Mugan’da bir anlaşma yaptı. Böylece Selçuklular İlhanlılar’a haraç güzarlığı kabul etmiş oldular. Kayseri’de muhtemel bir istilâdan kurtulmuş oldu. Şehir yavaş yavaş toparlanmaya başladı.

 c- Mevlâna Celâleddin-i Rûmî’nin Kayseri’ye gelişleri
 Mevlâna’nın Kayseri’ye üç defa geldiği anlaşılmaktadır. Bunlardan ilk geliş babası Bahaeddin Veled (Sultan ül ûlema) le beraber Horasan’ın Belh şehrinden hareketle Nişabur, Bağdat, Kûfe, Hicaz, Şam, Malatya, , Erzincan ve Sivas yolu ile Kayseri’ye geliştir ki burada kısa bir müddet kalıp Niğde yolu ile Larende’ye (Karaman) gitmişler ve burada yerleşerek yedi yıl kalmışlardır. 1222 yılında Kayseri’den geçtiği anlaşılan Mevlâna bu sırada henüz onbeş yaşında idi.
H/629-1231 tarihinde gördüğü bir rüya üzerine Mevlâna’yı yetiştirmek üzere Konya’ya gelen Seyyid-i Burhaneddin’in bir senelik eğitiminden sonra zâhirî ilimlerde de yetişmesi için onu  Halep ve Şam’a göndermiştir  Mevlâna Celâleddin buradan dönüşünde takriben H/631-1233 veya H/632-1234 tarihlerinde Kayseri’ye gelmiş bir müddet burada kaldıktan sonra o sırada Kayseri’de bulunan Hocası Seyyd-i Burhaneddin ile birlikte Konya’ya dönmüştür.
 Mevlâna Hazretleri’nin üçüncü Kayseri seferi ise, hocası Seyyid-i Burhaneddin Hazretleri’nin 1244 yılında vefatı üzerine olmuştur. Vefattan kırk gün geçtikten sonra  Sâhip Şemseddin’in bu haberi mektupla bildirmesi üzerine  Mevlâna, samîmi arkadaşları ile birlikte Kayseriye gelmiştir. Önce hocasının kabrini ziyaret etmiş, burada bir merasim tertip ederek son görevini tamamlamıştır.
 Sâhip Şemseddin, Seyyid-i Burhaneddin’in bütün kitaplarını ve cüzlerini Mevlâna’ya vermiş, o da bunların içinden bir kısmını seçerek almış birkaç risâleyi de hatıra olarak Sahip Şemseddin’e bağışlayıp Konya’ya dönmüştür.
H/644-1246 yılında düzenlenmiş bulunan “Hisarcık Suyu Vakfiyesi”nde Seyyid Burhaneddin Hazretleri ile birlikte şahit olarak imzaları bulunan Mevlâna Celâleddin-i Rumî’nin bu tarihte de gelmiş olabileceği ihtimâli zayıf bulunmaktadır. Zira bu tarihte Seyyid-i Burhaneddin Hazretleri ölmüş bulunuyordu. Adı geçen vakfiye olsa olsa 1246 yılında çıkarılmış bir kopya olmalıdır.

LÜTFEN DİKKAT:
www.kayserim.net üzerinde yayınlanan Geniş Kayseri Tarihi, Halit Erkiletlioğlu'na ait önemli bir eser olup, kaynak gösterilmeden kullanılmaması gerekmektedir.  Site üzerinden bu bilgilerin alınarak kullanılması halinde; bilginin Halit Erkiletlioğlu'nun "Geniş Kayseri Tarihi" eserinden alındığının belirtilmesi ve site adresinin bildirilmesi gerekmektedir.

kayseri,kayseri haber,güncel haber,kayseri iş rehberi,eleman ilanı,kayseri spor,kayseri sinema

Fevzi Çakmak Mh. Bozantı Cad. Atılım Apt. Altı No:96/D Kocasinan / KAYSERİ
E-Mail: editor[at]kayserim.net

Bu site en iyi 1024*768 ve üzeri çözünürlükte görüntülenir.

Bu Sitenin Tüm Haklari ATM MEDYA'ya aittir © 2002-2014

kayseri,kayseri haber,güncel haber,kayseri iş rehberi,eleman ilanı,kayseri spor,kayseri sinema