Mustafa Bayram

S.T.K. (Sen Takma Kafana)

Avrupa demokrasilerinde, STK’lar (Sivil Toplum Kuruluşları), siyasetin ötesinde bir görev alarak, siyaseti, esnafı, sanayiciyi, esnafı, memuru, gazeteciyi, kısaca toplumun tüm kesimlerini tasarlar, düzenler ve koordine eder. Siyaset mekanizmasının olası olumsuz sonuçlarını, halka nüfuz eden sorunlarını çözer. İletişim kurar, açıklama yapar, nokta koyar.

Türkiye’de ise, STK’lar (Sen Takma Kafana) prensibi ile hareket eder. Esnafın, sanayicinin yahut bir meslek grubunun problemine karşı temel duruş “boşvermiş” lik görüntüsü altında kalan sessizliktir.

Sanayici ürün bulamazken, zorluklar yaşarken, bizde ki STK’lar duruma karşı ses çıkaramaz. Çünkü çıkacak tüm seslerin, hükümete, sisteme karşı gelmek anlamına geldiği düşünülür. Eğer bu açıklama yapılırsa, siyasetin en üst makamı tarafından bu yöneticilere tabiri caiz ise ayar çekilir.

Birbirini denetleyen, gerektiğinde eleştiren yahut haklarını alabilmek için gündemi yorması gereken bu karşı ilişki, ülkemizde neredeyse simbiyotik bir ilişki formuna döndü. İki bölüm, birbirinden ayrı değil, bir arada, kol kola, “uyum kültürü” adı altında zehirlenen bir demokrasi anlayışı ile hareket ediyor. STK, siyasetin, siyasetçinin rahatsız olabileceği en ufak adımdan dahi kendini geri tutuyor. Odalar, çevreler, bağlar, bahçeler.. kısaca bu ilişki de her iki tarafın gövdesi maddi anlamda genişlerken, üyelerin menfaat ve beklentileri yok sayılmaya, bir takım siyasi ve ekonomik menfaatler uğruna yok edilip baskılanmaya devam ediyor.

16 ay boyunca kapalı kalan restoran ve kafelerin temsilcileri, biz ölüyoruz diyemiyor. Ürün bulamayan, maliyetler altında ezilen sanayici, bir araya gelip bir düzenleme talep edemiyor. Mesleğine hakaret edilen bir meslek grubunun temsilcileri, ortaya çıkıp “siz kimsiniz” diyemiyor.

Bu denli sesi içine kaçmış Sen Takma Kafana örgütlerinin üyeleri de benzer durumda. Kitle olarak hareket edemeyen, ağzını açamayan kişiler, bireysel olarak da öne çıkamıyor. Bu kadar sessiz grubun içerisinden ise, yine “bana değmeyen yılan bin yaşasın” düşüncesinde, gününü, itibarını, cebini düşünen bir şahıs aday çıkıyor ve seçiliyor.

SARI ÖKÜZ HİKAYESİ

Halkın yahut grupların duruşları, genel durumu da belirliyor. İşinizden, aşınızdan anlamayan birileri, siz sessiz kaldığınız için sizi yeniden uyarlıyor. İçinizde ki sarı öküzden başlayarak teker teker azaltıyor, ya da yanınıza yeni öküzler atıyor. Siyaseti, ülkeyi dengelemesi gereken STK’lar, biat ve sözde uyum kültürünün içerisinde koca bir ülkenin geleceğini, demokratik haklarını kendi siyasi ve ekonomik menfaatleri için yok sayıyor.

SEN TAKMA KAFANA

Türkiye’de farklı sesler çıkabiliyor. Ama Kayseri için hiç bu kadar tek renkli, tek tonlu bir dönem olmamıştı.  Hiç kimse sesini çıkarmasa bir sendika, bir dernek, bir oda sesini çıkartır, sorunlara çözüm isterdi. Birileri esnafı, birileri işçiyi, birileri sanayiciyi düşünürdü. İçinde bulunduğumuz tek renkli dönem, ikinci fili isteyenlerin dönemi. Üyesine, tabanına, “sen takma kafana işine bak, elindekinden de olma” diyenlerin dönemi. Konuşmayı boş verin, konuşanlara tahammül edemeyenlerin dönemi.

 

Başa dön tuşu