Ermeni İsyanı ve Kayseri
Bilindiği gibi Selçukluların Bizans'la yaptığı Malazgirt Meydan Savaşı ile Anadolu Türk yurdu haline gelmişti. Bu tarihten itibaran Anadol...
Bilindiği gibi Selçukluların Bizans'la yaptığı Malazgirt Meydan Savaşı ile Anadolu Türk yurdu haline gelmişti. Bu tarihten itibaran Anadolu’da bulunan diğer etnik guruplar Türk hakimiyet dairesi içinde ve genellikle devlete bağlı tebalar olmaya devam edegelmişlerdi. Bunlar arasında özellikle Ermeniler Türk toplumu ile tam bir uyum sağlamışlar ve “Kavm-i Sadıka” olarak kabul görmüşlerdi. Kendilerini hakim unsur olan Türk hakından farklı görmeyen bu anlayışın en tipik örneklerinden birisi 1860 yılında Kayseri Talas'ta doğmuş olan ve sonrasında Amerika'ya gidip Salvation Army'e katılmış ve hep Türk kıyafetleri giydiği için "Joe the Turk" olarak meşhur olan Ermeni Nashan Garabedian isimli Osmanlı vatandaşıdır.
Ancak 13 Temmuz 1878 Cumartesi günü Osmanlı Devleti ile Almanya, Avusturya, İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya arasında Berlin Anlaşması imza edilmiştir. 64 maddeden ibaret olan bu anlaşma ile Osmanlı devleti hem batıda ve hem de doğuda birçok toprak kaybına uğramış ve 61. Madde ile de Ermeniler’in yaşadığı Doğu vilâyetlerinde yenileştirme hareketi yapılması istenerek Avrupa devletlerinin Ermenilerin koruyuculuğu rolüne soyunmaları resmileşmiştir. Hatta İngiltere, islâhatları izlemek amacıyla Ankara’ya Gatheral, Konya’ya Steward, Sivas’a Albay Wilson’u, Erzurum’a Binbaşı Trotter’i, Van’a Yüzbaşı Clayton’u ve Kayseri’ye de Yüzbaşı Cooper’i görevlendirmiştir.Bu Konsolosların Anadolu’daki asıl görevleri ise Ermenilere dair reformların uygulanmasının kontrolu ve onların Kürd ve Çerkezlere karşı korunmasınınsağlanması idi[1].Konsolos Cooper, 12 Temmuz 1879 tarihinde gelip yerleştikten sonra ilk iş olarak Kayseri Bidayet Mahkemesi azalarından biri olan Hacı Rauf Bey’in aynı mahkemeye reis-i sanî (ikinci başkan) olarak atanmasını önleme çalışmaları olmuştu. Zira Hacı Rauf Bey’in aza iken sayısız kanunsuz işler çevirdiği, mahkeme gelirlerini arkadaşlarıyla paylaştığı ikibin Kayserili tarafından Bab-ıali’ye şikâyet edilmişti. Ayrıca Hacı Rauf Bey’den Ermeni ve Rumlar da rahatsızdılar. Cooper bu mesele için bizzat Ankara’ya giderek (Ankara Kayseri Sancağının bağlı olduğu merkez) yoğun bir çabadan sonra ancak 1879 yılının sonlarında bu şahsı görevden aldırabildi.
O günlerde Kayseri sancağı ile çevresinde özellikle Avşar ve Çerkez çetelerin çaresizlik ve ortamın asayişsizliğinden faydalanarak gerçekleştirdiği çok sayıda şekavet, soygun olayları olmaktaydı. Bunları önlemekte Kayseri Mutasarrıfı Hadi Paşa gayet yetersiz kalıyordu. Hele bir Aziziye’li ( Pınarbaşı) “Tek taşak” isimli eşkıya vardı ki bir düzineyi geçmeyen avanesi ile yaptığı soygunlarla adı her yere yayılmıştı. Tek Taşak’ın yakalanması için Kayseri Mutasarrıfı, AziziyeKaymakamı, Sivas valisi Abidin Paşa hatta Ankara Valisi Hurşit Paşa devreye girerek bu şakiyi Adana Vilâyeti sınırlarında yakalayabilmişlerdi.
Cooper Kayseri’deki Sancak İdare Meclisi seçimlerine de müdahale ederek Kayseri Rum Ortodoks Ruhanî Reisi Anaktides’i, Talas Amerikan Protestan misyonerlerinin temsilcisi ile Ermeni Ruhanî Reisini İdare meclisine sokmayı başardı.
İlgili Haberler
İngiliz Konsolos, bu faaliyetleriyle birlikte ülkenin bu bozuk düzen gidişatını ve Anadolu’daki kıtlık şartlarını, Ankara’daki İngiliz Konsolosu Gatheral’a ve İstanbul’daki İngiliz elçisi Layard’a günü gününe rapor etmekteydi.
Cooper, nihayet 19 Kasım 1879 tarihinde yeni görevi Adana’ya geçmiştir[2].
Bazı Ermeniler bu etkili İngiliz himayesine rağmen belirtilen hakları yeterli görmeyerek 1888 den itibaren “İhtilal Komiteleri” kurarak yer yer isyan etmişlerdir.
İşte bu ortamda Kayseri’de de 1890 senesinde bir Ermeni hareketi görülmüş, duvarlara hükümet aleyhinde birçok afiş ve halkın tabiri ile ”hazeyannameler” yapıştırmışlardır.
Bu olaylar 1833 yılında daha da azarak artar. İstanbul’da bile bazı dairelere bombalarla saldırırlar. Devlet bu isyan hareketini şiddetli bir şekilde bastırmıştır.
Halkın çok tedirgin olduğu ve “Ermeni Vurgunu” ismin verdiği isyan hareketini Dülger Muharrem Usta isimli okuma, yazma bilmeyen bir şair şu şekilde destanlaştırılmıştır;
ERMENİ VURGUNU DESTANI
Sene bin ikiyüz çün doksanaltı Zahmet çekip sonra oldular pişman
Toplandı kâfirler yazdılar şirket Gösterin gidelim bize bir mekân
Leşker sevkettiler gecenin katı Mallarımız yağma haneler viran
Yapıştı yaftalar şadoldu millet Baykuşlar ötüyor saat bu saat.
Milleti Ermeni açtı bir alay Saat bu sözleri bilenleri çok
Aslı ham demirdir tutar mı kalay Uyur yılan uslu duranlardan kork
Diktiler onbaşı, çavuş, miralay Gâvur bastı diye çaldılar bir..
Paşaları büyük şeytandan eşet Böyle vermiş mürşitleri icazet.
Eşet ahaliye ağı saçtı İcazet alanlar oldu çöl beği
Tehlikede durum orta karşıtı Ölenlerin tükenmiştir kepeği
Kimi tevkif oldu kimisi kaçtı. Öldürene sürüdürler köpeği
Merhameti büyük affetti devlet. Bu bir darb-ı mesel söylenir elbet.
Devletsiz servetsiz divana varın Elbet Osmanlı’da sahip kıran çok.
Keşiş derki üç günecek sağalın Çoluk çocuk kaldı hep boynu buruk
Varın İngilizden bir beylin alın Biz ettik biz bulduk bahanemiz yok
Eğer verilirse büyük müstenet, Hele şükür cüz’i oldu sahamet
Müstenet şiştiniz hem şımardınız Sahamet çok oldu mecruhlar yatır
Bu sırada tutmaz oldu ardınız Ne ülfet muhabbet ne kaldı katır
Ingilize şikayete vardınız Ellerinde kama sapı kör satır
Ingiliz der bu ne hal bu keyfiyet Bundan kurtulanlar gayri selâmet
Keyfiyet kırdılar bizi meydansız Selâmet yasını bir kırk gün tuttuk
Kimi kanat kırdı kimi cansız Alış verişi, kârı, kisbi unuttuk
Bin batman pastırma gitti çamansız Lâf ilâzım değil biz hapı yuttuk
Sızgıt oldu çömleklere mücerret. Nasip imiş geldi buldu bu kısmet.
Mücerret vurdular bi garazına Kısmet bizim imiş size ne oldu
Ahir uğrattılar zilmarazına Ferik Liva Paşa arayı buldu
Duçar olduk derdin onulmazına Büyük küçük hacı hoca yoruldu
Etmediler zerre kadar merhamet Allah razı olsun ettiler gayret
Merhamet etmezler gayri bir zaman Gayret ile olur viranlar mamur
Paşa bakmaz halimize pek yaman Efendide kerem kulda olur kusur
Üç gün kaldık kilisede perişan Cümlenin kusurun affeder Gavur
Eğer alır isek bir büyük ibret 1313 de bitti bu sohbet
İbret yarelere gelir merhemler Dülger Muharrem Usta[3]
Turuba göl oldu dökülen demler
Aslı nesli belli biraz ademler
Yüzümüzden çekti haylice zahmet
[1] Şaşmaz Musa, İngiliz Kaptan Cooper’in Kayseri Konsolosluğu, I. Kayseri Yöresi Tarih Sempozyumu, Kayseri 1997, s. 327
[2] Adı Geçen Makale, s332-336
[3] Dülger Muharrem Usta: Kayseri'nin Selaldı Mahallesindendir. Ümmidir. Çok uzun boylu, iri vücutlu, güzel davudî sesli bir kişidir. Sanatı dülgerlik olmakla beraber inşaat işi bulamadığı zamanlarda nalıncılık yaptığı için “Nalıncı” ya da “Dülger Muharrem Usta” olarak tanınmıştır. Eli işiyle meşgulken dili de şiir söylermiş. Çok sayıda koşmaları, destanları olan ve meyveler üzerine söylediği destanı çok sevilen şair, Zincirli destan [zincirleme/koşma şeklinde destan]söylemekte de mahirmiş. Muharrem Usta'nın Vahdetî mahlasını kullandığı zannedilmektedir. Birinci Cihan Savaşından önce (1914) önce vefat etmiştir.
Bu bilgiler, Halit Erkiletlioğlu tarafından yazılan Geniş Kayseri Tarihi kitabından, yazarın izni ile alınmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. (www.kayserim.net)..
Geniş Kayseri Tarihi Kaynakça





