Cami-î Kebir (Ulu Cami / Sultan Cami- î) 530 / 1135
DANİŞMENDLİ ESERLERİ
a- Plân ve Mimarî Özellikleri
Dânişmendli Melik Mehmed Gazi’nin Kayseri’yi devletin merkezi olarak ilân etmesinden sonra şehirdeki eski yıkık binaların taş ve sütunlarından yararlanarak imâr ve inşâ ettirdiği Cami-î Kebir ve külliyesi, Selçuklu mimarisinin bu dönemde iyi biçimde uygulandığı eserlerindendir.
Cami-î Kebir, İslâm cami geleneğine göre yapılmış, çok ayaklı bir ibadethane olup Anadolu’ya has cami tipolojisinin ilk örneklerindendir. Beş sahınlı yapıdan oluşan Cami-î Kebir, Arap mimarisinin aksine genişlemesine değil uzunlamasına inşa edilmiş, mihrap önünde geniş bir kubbeli alandan oluşmaktadır Orijinal giriş kapıları mihrabın karşısındaki kuzey duvarından değil (Kuzey kapısı sonradan açılmış), doğu ve batı duvarlarından açılarak bazilika etkisi yok edilmiştir[1].
Caminin sütunlarının üsluplarındaki farklılıklara bakılarak saray veya saray benzeri büyük birkaç yapıdan alınan toplama malzemeler olduğu anlaşılmaktadır.

1650 m² bir alana sahip olan (33x50) bu muhteşem ve gözde mabet, şüphesiz inşâ edildiği devirde Kayseri’nin en geniş camisiydi. Birçok yenilenmeler geçiren caminin eski bir Bizans kilisesinden bozma olduğu iddiaları varsa da tamamen asılsızdır. Zira camide kiliseye has özelliklerden hiçbiri bulunmamaktadır[2]. Belki caminin yapıldığı alanda küçük bir kilise vardı. Kaldı ki Süryani Mihael “Dânişmendli Melik Muhammed uzun zamandan beri harab olan Kayseri’yi imar etmeye başladı. (eski, harap) mabetlerden getirttiği mermer taşlar ile binalar inşa etti. (Kendisi) daima orada oturuyordu.[3]” ifadesi mabedin cami olarak yapıldığını apaçık bir şekilde ortaya koymaktadır.
İlgili Haberler
Minare kaidesinin güneydoğu köşesine bitişik günümüzde kullanılan harime açılan dördüncü kapı bulunmaktadır ki buranın medrese ile irtibatı olduğu düşünülmektedir. 1956 yılına kadar 3-4 ahşap basamakla inilen camiye günümüzde 13 taş basamakla inilmektedir.
c- Minare
Genel olarak Selçuklu camilerinde minare olmamasına rağmen bazı istisnalar vardır. Cami-î Kebir’in minaresinin de 1205 yılında I. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından camiyi genişletme çalışmaları esnasında ilâve edildiği tahmin edilmektedir. Kaidesi bazalt taştan, gövdesi ise Melikgazi Türbesinde görüldüğü gibi pişmiş tuğladan derzli olarak yapılmıştır. Önce on yüzeyli olarak, sonra daha da daralarak şerefeye kadar yükselmektedir.
Büyük Selçukluların Asya'daki tuğla mimarisi geleneğine uygun olarak yapılan minare, Kayseri'nin en eski ve en yüksek minaresidir. 47 metre yükseklikteki minarenin şerefesi altında çini üzerine kûfî yazıyla yazılmış bir kuşak bulunmaktadır.
Dron çekimleriyle taradığımız bu kûfi yazılarda Allah’ın birliğini ve yüceliğini anlatan ve öven ifadeler okunabilmektedir.
“Lâ ilâhe hüve’l -azîzü .… küllemâ .. Allâhümme illâ lehu innehû ilâhe illallahû Allâhu …. .lâ ismehû fillâh mâ li’l-küllemâ li – Allâhümme …”[1]

Şerefenin dronla 360 derece çekilmiş fotoğrafları

Mihrap
Kıble duvarının ortasında yer alan Mihrap, daha önce Osmanlı dönemi çinileriyle ve tabaklarıyla süslenmişken 1837 yılında yapılan onarım sırasında bu Kütahya çinileri müzeye kaldırılmış, Gülük camisi Mihrabına benzetilerek beyaz mermerden, üstte dendanlarla taçlandırılan dikdörtgen şekilde yeniden yapılmıştır. Yani Mihrap, Gülük Camii’nin çini mihrabının taşa işlenmiş bir kopyasıdır.
Muhdes (sonradan yapılmış) bir Mihrap da kısa bir zaman geçici olarak kullanılmış olup, 1837 yılında Kayseri Naibi Nuri Efendi tarafından camiye ilâve edildiği anlaşılmaktadır. Mihrab’ın yapılış tarihi şu mısra ile belirtilmiştir;
“Yaptı bu Mihrab’ı Nuri Efendi binazir” (benzersiz)
Nuri Efendi aynı zamanda iyi bir hattat olup, bu mihrabın üzerine Nur sûresi, 35. Ayetin bir bölümünü (nûrun alâ nûr(nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu) büyük levha halinde kendi el yazısı ile yazmıştır[2]. “(Allah) nur üzerine nurdur. Allah dilediğini nuruna ulaştırır.”
Minber
Yaptıran kişi ve yapan ustanın bilinmediği minber, uzunluğu 342 cm, yüksekliği (şerefe korkuluğu üzerine kadar) 356 cm, eni 84 cm, kapı yüksekliği (tezyinatlı kapı eşiği dâhil) 220 cm, kapı kanatları eni 29-30 cm, basamak yüksekliği (ortalama) 27 cm olan bir yapıdadır.
Taklit kündekâri tekniğinde yapılan kapı kanatları üzerinde ortada altı köşeli yıldızlardan gelişen geometrik örgüler birer daire içerisinde yer almaktadır.


Minber kapısının solundaki üst sıradan başlayarak: “Bism’illâhi’r Rahmani’r Rahim/ ve gul el-hamduhu lillâhi’llezi lem yettehiz veleden velem yekûn lehu şerikun fi’l mülki ve lemyekun lehu veliyyun mine’z zulli ve kebbirhu tekbira” (İsra 111)
Minber minarenin Mihrap bakan yüzünde: “Ve kefâ billâhi şehiden Muhammedun Resulullah” (Fetih/ 28-29)
Minberin sağ tarafında:” İnnema yağmuru mesacid’allahi men âmene billahi ve’l yevme’l âhira ve ekame’s salâte ve âte’z zekate ve lem yahşe illa’llah as’a ulâike enyekunû mine’l muhtedîn” (Tevbe 18)
En aşağıda celî hatla: “Allahümme, salli alâ Muhammed’in ve alâ âl-i Muhammed” (salavât)
Orta sıradaki celî hatta: “Allahû lâilâhe illâ huve’l hayyu’l kayyum. Lâ te’huzuhû sinetün velâ nevm. Lehû” (devamı minberin solunda olarak) “ fi’s semâvati vema fi’l ardı men ze’llezi yeşfeu” ( minber minarenin altından dikine inen satırda ve küçük harflerle) “indehû illâ biiznihi. Ya’lemu mâ beyne eydîhim vema halfehum velâ yuhîtûne bi’şey’in min ilmihî illâ bimâ şâe vesia”
Minberin en altındaki sırada celî harflerle: “Ma beyne eydiyhim vema halfehum velâ yuhitune bişey’in min ilmihi” (ayetin devamı yok) (Bakara 255) Yazılıdır[3]

Sakal-ı Şerif Kutusu
Allah’ı ve Resulünü sevme göstergesi olarak Resûl-i Ekrem’in saç ve sakalından günümüze ulaşan teller “lihye-i saâdet, lihye-i şerif, sakal-ı şerif” adı altında itina ile saklanmaktadır. Bunların çoğu Peygamberimizin saç telleridir.
Cam kutu içinde ve 40 ipek bohçaya sarılarak muhafaza edilen sakal-ı Şerif, genellikle büyük camilerde çok yüksek ayaklı özel sandukalarda muhafaza edilir. Ramazan ayının on beşinden sonraki gecelerde ve diğer mübarek gecelerde sakal-ı şerif bohçaları ziyaretçilerin hep birlikte okuduğu tekbir ve salât-ı ümmiyye eşliğinde açılır, mahfazalar cemaatin yoğunluk derecesine göre ya önünden geçerken salavat getirilerek ya da öpülerek tâzim edilir.
Camimizdeki Lihye-i Şerif, 1870 yılı Dokuz Eylül günü sakal-ı şerif mahfazasına çıkarılmış, izzet ve şerefle özel yerine konmuştur. O zamandan beri her ramazan bayramı arifesinde ziyarete açılmaktadır.
Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan verilen bilgiye göre 422 tanesi İstanbul’da olmak üzere Türkiye’de 1818 adet sakal-ı şerif bulunmaktadır.
Cami, üçüncü Dânişmendli hükümdarı Melik Mehmed Gazi (1134-1143) tarafından yaptırıldıktan sonra, I. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde 1205-1206 tarihinde Yağıbasanoğlu Muzaffereddin tarafından, 1717 tarihindeki depremden sonra H-1135/M-1722 tarihinde, yine 1814-1837-1870 yıllarında geniş kapsamlı onarımlardan geçmiştir. Son olarak 1995 yılında da Cami derneğinin organizasyonuyla köklü bir onarım yaptırılmıştır.
KİTÂBELERİ
a- Kuzey Kapısı- En Eski Kitâbe
Caminin en eski kitabesi; kuzey duvarında, kapının solunda, üstte yer almaktadır. Dikdörtgen şeklinde beyaz mermer üzerindeki kalın sülüs ile yazılı dört satırdır.

فى ايام السلطان المعظم (١
كيخسرو بن قيليج ارسلان عز نصره (٢
عمره مظفرالدين محمود بن(٣
ياغيبسان في سنة اثنين وستماية (٤
1- Fi eyyam el sultan el muazzam
2- Keyhüsrev bin Kılıçarslan azze nasruhe
3- Ammera Muzaffer ed din Mahmud bin
4- Yağıbasan fi sene isneteyn ve sittemaye (H/602)
(Azametli sultan, Kılıçarslan’ın oğlu, Keyhüsrev döneminde –ki onun galibiyeti tamam olsun- Yağıbasanoğlu Muzaffereddin Mahmud bu binayı imar etti. Sene altıyüz iki) (1205) Yazılıdır[4].
I.Gıyaseddin Keyhüsrev’in ikinci defa sultan olmasında önemli bir destek veren Muzaffereddin Mahmud, Yağıbasan’ın oğlu olup, amcası Melik Muhammed’in yaptırmış olduğu bu muhteşem eseri köklü bir şekilde tamir ettiriş ve muhtemelen bir de minare eklemiştir. Caminin bu kuzey kapısının I. Keyhüsrev dönemindeki onarım sırasında açıldığı yorumu yapılmaktadır[5].
Caminin kuzey kapısı üzerindeki biri büyük diğeri küçük olan üst üste iki kitabe de “H/ 1135- M/ 1723 tarihlidir.
b- 2. Dört Satırlık Kuzey Kitâbesi:

ايدوب بو جامعي تعمير اول خيرك سر افرازي (١
خليل افندي اول مطبخ امينى جود دمسازي (٢
نيازي هاتف غيبي ديدي با الف تاريخي (٣
اوله مقبول دركاه الهي سعي ممتازي (٤
١١٣٥سنة
İdub bu cami-î tamir ol hayrın şer-efrazı
Halil Efendi ol Matbah Emini cûd-i dem sâzı
Niyazî hatif-i gaybı didi bâ elf tarihi
Ola makbul dergâh-ı ilâhi say-ı mümtazı
Sene 1135
(Bu cami, hayrı ile kendini yükselten, seçkin kişi, Matbah Emini Halil Efendi tarafından tâmir ettirildi. Niyazi bir ilhamla tarihini söyledi. “Bu seçkin eser, Allah’ın katında kıymet bulsun. M/ 1723)
c- 3. Kuzey Kitâbesi: 12 satır, 6 beyittir.

امين سور سلطان دخي مطبخ اميني كيم (١
وجوه خيره بزل مال ايدي عالمده معتادي (٢
خليل جملة عالم او ذات ﭙاك و مستثنا (٣
سزادر كلشن خيرك دنيلسه سرو ازادي (٤
خراب ايكن تزلزلدن بو معبدكاه عرش اسا (٥
بهين تعمير ايله قلدي مجدد كهنه بنياد (٦
يقلمشدي جدار وسقفي بالا طاق زيباسي (٧
ينه رسم قديم اوزره ظهوره كلدي انشادي (٨
بنور كعبه عليا بعز مسجد اقصى (٩
اكا كوسترميه مولى عذاب يوم معاد (١٠
يازلسون بويله بر تاريخ موتا بيت معموره (١١
اولو جامع خليلك كعبه اسا اولدى بنيادي (١٢
١١٣٥سنة
Emin-i sûr-u sultan dahî Matbah emini kim
Vücûhu hayra bezli mal idi Alem de mutâdı
Halîl-cümle-i alem o zat pâki Müstesna
Sezâdır gülşeni hayrın denilse serv-i âzâdı
Harab iken tezelzülden bu mabedgâh arşı-asa
Behyin tamir ile kıldı mücedden köhne bünyâdı
Yıkılmıştı cidârı sakfı bâlâ tak-ı ziybâsı
Yine resm-i kadim üzre zuhura geldi inşâdı
Binûr-u Kâbe-i ülya, bi’izzi Mescidi Aksa
Ona göstermeye Mevle azâb-ı yevmi miâdı
Yazılsun böyle bir tarih-i mevtâ beyti mâmûre
Cami-î Kebir-î Halilin Kâ’be asâ oldu bünyâdı
Sene 1135
AÇIKLAMASI
(Sultanın Hem düğün dernek ve hem de mutfak emini idi
Malını hayır işlerine harcamak gibi alışkanlığı var idi.
O temiz ve seçkin kişi cümle âlemin dostudur.
Gülbahçesi gibi hayırların uzayan selvisidir.
Bu en yüksek mabed zelzeleden harab olmuş iken
En iyi bir onarımla bu yıkık yapıyı yeniledi.
Güzel kubbesinin üst yüzü yıkılmıştı.
Yine eski yapısı üzerine inşa edildi.
Yüce Kâbe’nin nuru ve Mescidi Aksanın izzetine
Yüce Mevla ona son gün azabı göstermesin
Bu yapıya böyle yeni bir tarih yazılsın
“Halil’in Cami-î Kebir’i Kâbe gibi oldu.”
Sene M/ 1723
d- Doğu Kapısı Deprem Kitâbesi

تاريخ الزلزلة
١١٢٦سنة
Tarih el zelzele
Sene 1126
(Deprem tarihi
M/1714 senesi)
e- Batı Kapısı Kitâbesi

انما يعمر مساجد (١
الله من امن بالله (٢
İnnemâ ya’muru mesâcida
(A)llâhi men âmene bi(A)llâhi
(tevbe 18)
(1-Allah’ın mescidlerini ancak
2-Allah’a inananlar yapar)
f- Cami Kubbesi İçindeki Batı Tâmir Kitâbesi

بحر لطفي موج ايدوب تعميرينه اولدي سبب (١
جامع كبيراحيا ايتدي صالح ﭙاشا (٢
١٢٣٠
1. Bahr-ı lûtfu meve edüb tamirine oldu sebeb
2. Cami-î Kebiri ihya etdi Salih Paşa
1230
(1. Lütuf denizini harekete geçirip tamirine sebep oldu
2. Cami-î Kebiri Salih Paşa ihya etti) M/ 1815
g- Cami Kubbesi İçindeki Doğu Tamir Kitâbesi

ايلدي اصحاب خيرات بذل همتله اولو (١
جامعك تعميرينه مال ايلسون الله قبول (٢
فعل صالحله نجاتها سوزينى طوت تاريخك (٣
قل جماعتله نماز... قبول (٤
1-Eyledi eshâb-ı hayrat bezl-i himmetle ulu
2-Cami în tamirine mâl eylesün Allah kabul
3-Fi’ili salihle Necati hâ sözünü tut tarihin
4-Kıl cemaatle namazla eyleye basid kabûl
(1272)
(1-Hayır sahipleri Cami-î Kebir’nin tamirine yardım ettiler
2-Hayırlarım Allah kabûl eylesin
3-Ey Necati temiz işlerinle tarihin sözünü tut
4-Cemaatle namazları kıl, Allah kabul etsin)
(1856)
MELİKGAZİ MEDRESESİ
Dânişmendliler’in camilerin yanı sıra Anadolu’da medreselerin gelişiminde de önemli hizmetleri olmuştur. Bunun önemli örneklerinden biri Kayseri’deki Melikgazi Medresesidir. Dânişmendliler’in 1071-1178 yılları arasında Anadolu’nun değişik şehirlerinde kurmuş oldukları toplam 13 medreseden ikisi Kayseri’de bulunmaktadır. Bunlar Kayseri’nin ilk medreseleri olup, daha sonra şehrin “makarrı ulema” olmasının ilk temellerini atmışlardır. Kayseri Gülük Medresesi ile Melikgazi Medresesi ilmî faaliyetlerinin yanında İslâmiyet’in yayılmasında da çok büyük katkı sağlamıştır. Melikgazi Medresesi, Dânişmendli Melik Mehmed Gazi tarafından cami ile birlikte caminin güneybatı köşesine külliyenin bir parçası olarak yaptırılmıştır. Melik Mehmed Gazi 529/1143 tarihinde vefat edince medresesinin avlusundaki türbesine defnedilmiştir.
MELİK MEHMED GAZİ TÜRBESİ
Türbede üç sanduka vardır. Büyük olan ortadaki sandukanın Melik Mehmed Gazi’ye ait olduğu anlaşılmaktadır. Türbenin giriş kısmında ise yedi adet kabir bulunmaktadır. Bu kabirler Melikgazi Medresesinin müderrislerinden; Simitçizâde Mustafa Efendi, Eynihanzâde Hoca Tevfik Efendi ve diğer ulemaya aittir.
[1] Prof. Dr. Atabey Kılıç tarafından okunmuştur.
[2] Mirat-ı Kays., s. 15.
[3] Işık Mustafa, Kayseri’de Mimarî Eserlerde Geçen Ayet ve Hadisler, Türkiye Diyanet Vakfı Yay. Ankara 2003, s. 11-12-13
[4] Erkiletlioğlu Halit, Kayseri Kitâbeleri, Kayseri Büyükşehir Belediyesi Kültür Yay. 37, Kayseri 2001 s.28
[5] Eravşar Osman, Kayseri Ansiklopedisi, Kayseri Büyükşehir Belediyesi Yayını, cilt: 1, s. 297 İst. 2009
[1] Kuban Doğan, Anadolu Selçukluları ve Beylikler dönemi uygarlığı, s. 89, TC Kültür ve Turim Bakanlığı Yay. 454 Ankara 2006
[2] Gabriel Albert, Kayseri Türk Anıtları, s.39, Çev: A. Akif Tütenk, Ankara 1954
[3]Demir Kemal- Suat Çabuk, Türk Dönemi Kayseri Kenti ve Mahalleleri, Erciyes Ün. Yay No:188, Kayseri 2013 s. 29
Bu bilgiler, Halit Erkiletlioğlu tarafından yazılan Geniş Kayseri Tarihi kitabından, yazarın izni ile alınmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. (www.kayserim.net)..
Geniş Kayseri Tarihi Kaynakça






