İçeriğe geç
30 Eylül 2026, Çarşamba
Köşe Yazısı

ÇERÇEVE YASA İHANET Mİ, GEREKLİLİK Mİ?

Öncelikle belirtmekte fayda görüyorum biraz uzun bir yazı oldu, saatlerce ve defalarca kanun metnini okumak ve yorumlamak sonrasında yüreğimden ve ak...

· 8 dk okuma
Kayserim.net'i Google'da tercih edilen kaynak yapın (yeni sekmede açılır)
Finansal Yönetim Danışmanı-Yatırım Uzmanı
Paylaş

Öncelikle belirtmekte fayda görüyorum biraz uzun bir yazı oldu, saatlerce ve defalarca kanun metnini okumak ve yorumlamak sonrasında yüreğimden ve aklımdan gelen terlerin sonuçları kısa kalamazdı. Tamamını okumanızı tavsiye ediyorum.

Türkiye yine çok zor bir meselenin eşiğinde.

Reklam

Öyle bir mesele ki, yanlış bir kelime kullandığınızda ya “Barış Düşmanı” ilan ediliyorsunuz ya da “İhanetle” suçlanıyorsunuz. Oysa ben meseleyi bu iki uçtan birine sıkıştırmanın doğru olmadığı kanaatindeyim.

Artık önümüzde tartışılan bir yasa tasarısı ya da teklif yok. TBMM tarafından kabul edilmiş bir düzenleme var. Dolayısıyla bundan sonra tartışmamız gereken, “Böyle bir yasa çıkar mı, çıkmalı mı?” sorusu değil. Çıkan bu yasanın Türkiye'ye ne getireceği, devlete hangi yükümlülükleri yüklediği ve terör örgütüne mensup kişiler açısından hangi hukuki sonuçları doğuracağıdır.

İlgili Haberler

Kabul edilen düzenleme; PKK/KCK'nın silahlı ve fiili varlığının sona erdirilmesi karşılığında soruşturmaların, kovuşturmaların ve bazı mahkumiyetlerin infazının ertelenmesine kadar uzanan oldukça kapsamlı hükümler içermektedir.

Kanun metnini defalarca kez okudum.

Reklam

Ve kendime şu soruyu sordum:

TBMM'nin ve iktidar partisinin büyük desteği ile MHP, DEM ve diğer parti vekillerinin kabul ettiği bu düzenleme, Türkiye Cumhuriyeti'nin terörü bitirmek için kullanmak zorunda kaldığı bir devlet aklının ürünü müdür?

Yoksa yıllardır terörle mücadele eden bir ülkenin kabul etmekte zorlanacağı kadar ağır tavizlerin bulunduğu bir acı belge midir?

Ben bu soruya kolayca “İhanet” diyemiyorum.

Ama hiçbir şey olmamış gibi “Barış için gereklidir” deyip geçmeyi de doğru bulmuyorum.

Çünkü; kabul edilen yasada doğru bulduğum çok önemli bir hedef var. Fakat aynı zamanda beni ciddi biçimde rahatsız eden ve Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda fazlasıyla tartışmaya devam edeceğini düşündüğüm hükümler de var.

Önce hakkını teslim edelim…

Yasa, “PKK silah bıraktığını açıkladı, hadi herkesi serbest bırakalım” demiyor.

Örgütün ve bağlantılı yapıların fiili varlığının sona erdiğinin, kontrolündeki silah ve mühimmatın teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi gerekiyor. Ardından da bunun MGK- Milli Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesi ve kararın da Resmi Gazete'de yayımlanması şart koşuluyor.

Bu önemli.

Çünkü Türkiye kırk yılı aşkın süredir terör nedeniyle çok ağır bedeller ödedi. Binlerce insanımızı şehit verdik ve kaybettik. Aileler dağıldı, analar ağladı, 2 ayda 130 askerimizi şehit verdik diyen gazeteleri okuduk, haberlerde boğazlarımız düğümlendi, nefesimiz kesildi, ağlayarak o yıkık virane evlere asılan Türk bayraklarını gördük. Yüreklerimiz Tükendi…

Ayrıca da ekonomik olarakta milyarlarca dolarlık ekonomik kaynak terörle mücadeleye harcandı. Eğer bugün PKK gerçekten silahlarını teslim edecek, silahlı yapısını dağıtacak ve Türkiye'nin gündeminden bir daha geri dönmemek üzere çıkacaksa, devletin bunun için hukuki bir geçiş mekanizması oluşturmasına prensip olarak karşı değilim.

Devlet yönetmek bazen duygularımızla değil, elde edeceğimiz sonuçla karar vermeyi gerektirir.

Ama benim için işte mesele tam burada başlıyor:

TÜRKİYE NE VERİYOR VE KARŞILIĞINDA NE ALIYOR?

Çünkü artık bu soruyu bir yasa teklifine bakarak sormuyoruz. TBMM'nin kabul ettiği ve devletin uygulayacağı bir hukuki mekanizmaya bakarak soruyoruz.

Bu Bir Af Değil Mi?

Bize bunun bir “AF” olmadığı söylenecektir.

Teknik olarak gerçekten klasik anlamda bir genel af düzenlemesi olmadığı açık. Ama kanunun sonuçlarına baktığımda ise meselenin o kadar basit olmadığı da görülüyor.

Kanun, bazı suçlarda soruşturma ve kovuşturmaları 5 yıl, daha ağır suçlarda ise 10 yıl erteliyor. Kasten öldürme özellikle kapsam dışında tutuluyor. Ancak 15 yıldan fazla hapis, hatta müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet gerektiren bazı suçlar dahi erteleme mekanizmasının içerisine girebiliyor.

İşte burada durmak gerekiyor.

Benim itirazım, örgüt üyeliği nedeniyle ceza alanla, propaganda suçundan yargılananla, eline silah alıp doğrudan ağır şiddet eylemlerine katılan kişinin aynı hukuki torbanın içerisine konulması ihtimali olmasınadır.

Bir insanı öldürmemiş olabilir.

Peki bombalı saldırıya katılmışsa?

İnsan kaçırmışsa?

Ağır yaralamaya karışmışsa?

Bir terör saldırısının organizasyonunda görev almışsa?

Bu teröristlere para sağlamışsa?

Uyuşturucu ticaretinden gelen parayı aktarmışsa?

İnsan kaynağı hazırlamışsa?

Gibi soruların cevaplarını düşündükçe aklımın hayalimin ve mantığımın durduğunu hissediyorum. Bir TÜRK vatandaşı olarak, vatan millet sevdalısı olarak yetiştirilen bir fert olarak ‘’ Yahu Bu Nedir?’’ sorusuyla içim eriyorsa varın gencecik yaşta şehit evladını toprağa verenlerin duygularını siz düşünün.

Devlet, örgütün tasfiyesi uğruna bu suçlarda nereye kadar geri çekilebilir?

Bunun sınırını çok net çizilmek gibi bir sorumluğu bulunmaktadır.

 

Aslında daha da önemlisi şu: Kişi erteleme süresi içerisinde yeniden terör suçu işlemezse soruşturma dosyasında kovuşturmaya yer olmadığına, eğer dava da açılmışsa davanın düşmesine karar veriliyor. Kesinleşmiş mahkumiyetlerde ise 5 veya 10 yıllık erteleme döneminde yeniden terör suçu işlenmediği takdirde ceza infaz edilmiş sayılıyor.

Şimdi bunun adına istediğimiz hukuki kavramı çok rahat verebiliriz.

“Af Değildir” diyebiliriz.

“İnfaz Düzenlemesidir” diyebiliriz.

“Geçiş Hukuku” diyebiliriz.

AMA VATANDAŞIN GÖRECEĞİ VE ANLAYACAĞI SONUÇ ÇOK BASİTTİR

Cezaevinde olması gereken kişi cezaevinde olmayacak ve kanunda belirlenen süreyi terör suçu işlemeden geçirirse cezası infaz edilmiş, cezasını çekmiş kabul edilecek.

O nedenle kamuoyuna meseleyi kelime oyunlarıyla değil, bütün açıklığıyla anlatmak zorunda olduğumu düşünerek yazmayı uygun buldum.

Beni en fazla rahatsız eden maddelerden birisi SORUŞTURMA İZNİ

Kanunun 3. maddesinde çok kritik bir hüküm daha var. MGK kararının yayımlanmasından önce işlenmiş, ancak sonradan ortaya çıkmış kapsamdaki suçlarla ilgili yeni bir soruşturma başlatılması Kurulun iznine bağlanıyor. Ben burada ciddi bir hukuk devleti problemi görüyorum.

Bir suçun işlendiğine dair bir delil varsa soruşturma açılıp açılmayacağına neden siyasi ve idari niteliği ağır basan bir Kurul karar veriyor?

Cumhuriyet Savcısı neden Kuruldan izin almak zorunda kalıyor?

Çünkü, söz konusu Kurul; Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Bakanlar, MİT Başkanı, MGK Genel Sekreteri ve üst düzey yürütme bürokrasisinden oluşuyor.

Ben terörün bitirilmesini sonuna kadar desteklerim. Ama terörü bitireceğiz diye yargının soruşturma yetkisini yürütmenin iznine bağlamayı asla ama asla doğru bulmuyorum.

Devlet terörü bitirirken aslolan ve en kritik olarak gördüğüm nokta olan hukuk devleti özelliğini zayıflatmamasıdır. Tam tersine güçlendirmesi gerekmektedir. Çünkü DEVLETİN DİNİ ADALETTİR.

Peki

Şehit Aileleri Nerede?

Kanun metnini okurken aklıma sürekli aynı soru geldi.

 

 

 

BU HİKÂYENİN MAĞDURU NEREDE?

  • Örgüt mensubunun dosyasını düzenliyoruz.
  • Cezasını düzenliyoruz.
  • Hak yoksunluklarını düzenliyoruz.
  • Silahını nasıl teslim edeceğini düzenliyoruz.
  • Topluma dönüşünü düzenliyoruz.

Peki Yıllarca Terörün Bedelini Ödeyen Vatandaş?

  • Şehit Annesi?
  • Şehit Babası?
  • Eşini kaybeden Kadın?
  • Babasız büyüyen Çocuklar?
  • Terör saldırısında sakat kalan Vatandaş?

Onların bu sürecin neresinde duracağına dair aynı ayrıntıları göremiyorum.

İşte Ben buna itiraz ederim. Arkadaş

Çünkü toplumsal barış, yalnızca dağdan inen teröristin topluma kazandırılması değildir, olmamalıdır.

Toplumsal barış, dağdan ineni topluma kazandırırken şehit ailesinin başını öne eğdirmemektir.

Bunu başaramazsak adına “Toplumsal Bütünleşme” dediğimiz süreç yeni bir toplumsal kırgınlık yaratacaktır.

Bir Başka Tehlikeli Alan: Sorumsuzluk

Kanunun 10. maddesi de üzerinde özellikle durulması gereken bir düzenleme içeriyor.

Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında görev yapan kişilerin, bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluğunun doğmayacağı belirtiliyor.

Bu kadar geniş bir sorumsuzluk hükmünü doğru bulmuyorum. Devlet görevlisini koruyalım. Görevini yerine getirirken sonradan siyasi veya hukuki baskıyla karşılaşmasını engelleyelim.

Tamam Buna bir itirazım yok konu devlet ve devletin ebed müebbet olmasıysa sorun yok, ama hiçbir kamu görevlisine sınırları belli olmayan bir dokunulmazlık alanı da yaratmayalım. Devlet adına görev yapan da anayasaya, hukuka, yargılanabilir olmalıdır. Çünkü hukuk devleti dediğimiz şey tam olarak budur.

Eğer bu kanun maddelerinden ve uygulamalarından bir korkunuz veya bir çekinceniz yoksa neden bu maddeyi koydunuz? Sorusunu da sormak içimden geçmiyor değil.

Peki Bütün Bunlar “İhanet” Anlamına Mı Geliyor?

Hayır.

Ben bu kadar kolay bir hüküm vermeyi doğru bulmuyorum.

Eğer Türkiye kırk yılı aşkın süredir mücadele ettiği bir terör örgütünü tamamen silahsızlandırabilecekse, örgütün askeri yapılanmasını dağıtabilecekse, finansman ağlarını ortadan kaldırabilecekse ve PKK'yı bir daha silaha dönemeyecek biçimde tasfiye edebilecekse bunun karşılığında kontrollü bir hukuki geçiş mekanizması oluşturulmasını devlet aklı açısından anlaşılabilir bulurum.

Çünkü nihayetinde devletin amacı sonsuza kadar teröristle çatışmak değil, terörü ortadan kaldırmaktır.

Fakat burada benim çok net kırmızı çizgilerim var.

  • Kasten öldürmenin yanında bombalama, ağır yaralama, işkence ve benzeri ağır şiddet suçları açık biçimde ayrılmalıdır.
  • Şehit aileleri ve terör mağdurları sürecin dışında bırakılmamalıdır.
  • Savcının soruşturma yetkisi siyasi veya idari bir kurulun iznine bağlanmamalıdır.
  • Kamu görevlilerine verilen sorumsuzluk hükmü sınırlandırılmalı veya kaldırılmalıdır.

Ve en önemlisi…

Silah bırakmanın gerçekten gerçekleştiğini bize sadece terörist örgüt söylememelidir.

Devlet bunu silahıyla, kadrosuyla, finansmanıyla, lojistiğiyle ve örgütü komuta eden terörist başlarıyla doğrulamalıdır.

DEVLET NE VERDİ? NE ALDI?

Benim için bütün tartışmanın özeti budur.

Türkiye Cumhuriyeti bu kanunla önemli şeyler veriyor. Soruşturmaları erteliyor. Davaları erteliyor. Kesinleşmiş cezaların infazını erteliyor. Belirli şartların sonunda bu dosyaların kapanmasının önünü açıyor. Hak yoksunluklarının kaldırılmasına kadar uzanan bir mekanizma kuruyor.

PEKİ KARŞILIĞINDA NE ALIYORUZ?

PKK'nın sadece “Silah Bırakıyoruz” açıklamasını mı?

Yoksa PKK'nın Türkiye Cumhuriyeti açısından geri döndürülemez şekilde tasfiyesini mi?

Yazar olarak benim bu kanuna vereceğim destek veya itiraz (Çok bir önemi olmamasına rağmen) tam olarak bu sorunun cevabına bağlıdır.

Eğer karşılığında terörün gerçekten sonunu alıyorsak, bu bir teslimiyet değil; devletin kırk yıllık bir problemi sona erdirmek için kullandığı zor ama anlaşılabilir bir yöntemdir.

Ama eğer Türkiye hukuken bütün bunları verirken karşılığında ya yalnızca söz, siyasi beklenti ve geleceğe ilişkin belirsiz taahhütler alıyorsa…

İşte o zaman çok ciddi bir problemimiz var demektir.

Ben terörün bitmesini istiyorum. Bu ülkede hiçbir annenin, eşin, babanın ve çocuğun Türk Bayrağına sarılı tabuta sarılmasını istemiyorum. Dağda askerimizin, polisimizin, Aybüke öğretmenlerimizin şehit olmasını istemiyorum.

Türkiye'nin enerjisinin, parasının ve geleceğinin hain teröre harcamasını istemiyorum.

Ama barış isterken adaletten vazgeçmek de istemiyorum. Çünkü benim anlayışıma göre güçlü devlet, gerektiğinde barış yapabilen devlettir.

Fakat daha da güçlü bir devlet; Barışı sağlarken de adaleti kaybetmeyen devlettir.

 

 

 

Bu nedenle bugün sorulması gereken soru “Bu Kanun İhanet Midir?” sorusu değildir.

Asıl soru şu olmalıdır:

Türkiye Cumhuriyeti Ne Veriyor, Karşılığında Ne Alıyor?

Ve belki bundan da önemlisi; Aldığımız şey, verdiğimiz, geçmişte ödediğimiz bedelin karşılığında PKK terörünü bu ülkenin tarihine gömmeye gerçekten yetecek mi?

Ben cevabımı işte o gün vereceğim.

Sabrınız için teşekkürler.

Kaynak: Kayserim.net

Kayseri

Finansal Yönetim Danışmanı-Yatırım Uzmanı
Serbülent ALTIPARMAK tüm yazıları
Paylaş

Kayseri'den bir haberiniz mi var? Haber ihbar hattına iletin.

Reklam
Paylaş

Kayseri hakkında merak edilenler

Bilgi Bankası

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Yorumlar

Yorumlar topluluk kurallarına göre incelendikten sonra yayımlanır.