İçeriğe geç
30 Eylül 2026, Çarşamba

Basın Masası’nda “Terörsüz Türkiye” ve Siyasette Yeni Dönem Tartışması

Program Ankara’ya Genişlerken Gündem Yoğunlaştı Hun TV ve Kayseri Radar ekranları, Radyo Radar frekanslarında yayınlanan Basın Masası programında bu hafta hem Ankara stüdyolarının açılışı hem de Türkiye’nin kritik siyasi ve güvenlik gündemi masaya yatırıldı.

· 8 dk okuma
Kayserim.net'i Google'da tercih edilen kaynak yapın (yeni sekmede açılır)
Basın Masası’nda “Terörsüz Türkiye” ve Siyasette Yeni Dönem Tartışması
Paylaş

Programın sunucusu Mustafa Bayram, Hunat TV’nin Kayseri stüdyolarından yaptığı açılışta, kanalın kısa süre içinde Ankara stüdyolarından da yayına başlayacağını duyurdu; bu çerçevede “Ankara Masası” programıyla izleyicilerin karşısına çıkmaya hazırlanan gazeteci Kürşat Açıkgöz’e başarılar dileyerek söze başladı.

Bayram ve Açıkgöz, yaklaşık bir saat boyunca “Terörsüz Türkiye” başlığı altında İmralı süreci, PKK’nın açıklamaları, yeni anayasa tartışmaları, KHK ve FETÖ dosyaları, CHP’deki son kongre, Kayseri’nin parti yönetimlerinde temsil sorunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan sonrası siyasetin olası rotası üzerine değerlendirmelerde bulundu.

Reklam


Terörsüz Türkiye Komisyonu ve İmralı Ziyareti Masada


Programın ilk ana başlığı, TBMM’de kurulan Terörsüz Türkiye Komisyonu ve bu çerçevede gerçekleştirilen İmralı ziyareti oldu. Mustafa Bayram, AK Parti, MHP ve DEM Parti’den birer temsilcinin İmralı’ya gittiğini, CHP’nin ise heyete üye göndermeyi reddettiğini hatırlatarak, “Ziyaret yapıldı ama Zeki Müren de bizi görecek mi durumundayız; sonuç ne olacak, kimse bilmiyor” sözleriyle sürece dair belirsizliğe dikkat çekti.

İlgili Haberler

Bayram, görüşmenin içeriğine dair net bir açıklama yapılmadığını, kulislerde SDG’nin mi yoksa başka başlıkların mı masada olduğuna dair sadece varsayımlar bulunduğunu vurguladı.

Kürşat Açıkgöz ise “Terörle mücadelede zemin değişti” diyerek, gelinen aşamanın sadece bir “siyasi söylem” olmadığını, devlet politikası niteliği taşıdığını savundu. Yıllarca “teröristle mücadele” ekseninde yürüyen stratejinin artık terörü doğuran sebeplere yöneldiğini belirterek, bunun bir diplomasi süreci olduğunun altını çizdi:

Reklam

“Devlet siyaset yapmaz, diplomasi yürütür. Bugün İmralı’ya gidiş de bu diplomasi sürecinin bir parçası.”
Açıkgöz, devletin duygusallıktan uzak, bütüncül bakmak zorunda olduğunu, şehit ailelerinin duygularıyla değil, uzun vadeli devlet aklıyla hareket edildiğini ifade etti.

Kandil ve PKK’dan Gelen Mesajlar: Süreci Baltalama Uyarısı


Mustafa Bayram, PKK’nın dağ kadrosundan olduğu belirtilen isimlerin özellikle son dönemde yaptıkları açıklamaların süreci provoke ettiğini dile getirdi. Söz konusu teröristin, “Biz suç işlemedik ki af isteyelim, 100 yıldır soykırıma karşı mücadele ediyoruz, Türkiye’nin her yerinde siyaset yapacağız” şeklindeki ifadelerine atıf yapan Bayram, bu söylemleri “küstah ve tahrik edici” olarak nitelendirdi.

Bayram, Türkiye’nin hâlâ sözde Ermeni soykırımı iddiaları nedeniyle uluslararası arenada zorlandığını, her yıl benzer tartışmaların tekrarlandığını hatırlatarak, PKK kanadından gelen bu “soykırım” söylemlerinin hem iç politikaya hem de dış politikaya dönük, bilinçli bir dil olduğuna vurgu yaptı.

Kürşat Açıkgöz ise bu tür açıklamaların, süreci dinamitlemek isteyen çevrelerin devrede olduğunun göstergesi olduğunu söyledi. Bu kişilerin “normal bir vatandaş” gibi değil, çeşitli dış güçlerin etkisinde hareket eden unsurlar olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti:

“Bunlar talimatla konuşan tipler. Emperyal güçlere zihinlerini kiralamış insanlar. Devlet bunları zaten bu mahiyette değerlendiriyor; çıkıp tek tek muhatap olması da beklenemez.”
Açıkgöz, devletin daha önce de kimi örgüt temsilcileriyle farklı zeminlerde görüştüğünü, Oslo süreci gibi örneklerin bunun göstergesi olduğunu, bu nedenle İmralı temaslarının da diplomatik bir stratejinin parçası olarak okunması gerektiğini dile getirdi.


“PKK Kürt Hareketi Değil” Vurgusu ve Doğu-Güneydoğu Gerçeği


Kürşat Açıkgöz, programda PKK’nın mahiyeti konusunda da çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. PKK’nın bir “Kürt hareketi” olarak görülmemesi gerektiğini, Doğu ve Güneydoğu’daki pek çok vatandaşın, yıllardır devletin bazı dönemlerdeki ihmali sebebiyle örgütün insafına bırakıldığını dile getirdi.

Açıkgöz, bölgedeki vatandaşların önemli bir kısmının hâlâ Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı, aile yapıları güçlü, dindar ve muhafazakâr insanlar olduğunu belirterek, terör örgütüne zorla veya manipülasyonla yönlendirilen kitlelerin ayrıştırılması gerektiğini savundu.

Bu noktada Bayram da, “Bizim Kürtlerle bir problemimiz yok, problem PKK ile” vurgusunu yeniden hatırlattı ve kullanılan ayrılıkçı dilin dikkatle okunması gerektiğinin altını çizdi.


Yeni Anayasa, Terörsüz Türkiye ve Devletin Kırmızı Çizgisi


Programın orta bölümünde tartışma, Terörsüz Türkiye Komisyonu’nun raporu ve bunun yeni anayasa süreciyle bağlantısına evrildi. Mustafa Bayram, bütçe görüşmelerinin ardından yeni anayasa tartışmalarının hızlanacağını, bu süreçte terörle mücadelede atılacak adımların da merak edildiğini söyledi.

Kürşat Açıkgöz ise MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Ya teslim olacaksınız ya da sarı torbalara gireceksiniz” sözlerini hatırlatarak, devletin terörle mücadelede çizgisinin net olduğunu belirtti.

Açıkgöz, bir yandan diplomasi ve siyasi süreçler yürütülürken, diğer yandan savunma sanayiinin güçlendirildiğini, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sahada kararlı şekilde operasyonlarını sürdürdüğünü ifade etti. 15 Temmuz sonrasında bile, orduda büyük tasfiyelere rağmen Zeytin Dalı gibi operasyonların başarıyla yürütüldüğünü hatırlatarak, “Devlet, terörle mücadelede iradesini bırakmış değil” dedi.

Bayram ise sürecin en kritik noktasının, eski “çözüm süreci”ne benzer bir formatın yeniden üretilmemesi olduğunu vurguladı:

“Terörsüz Türkiye hepimizin en büyük hasreti ama bunu yaparken daha önce yaşadığımız çözüm süreci gibi bir tabloyla karşılaşmamalıyız. Benim tek endişem, sürecin taklit bir barış hikâyesine dönüşmesi.”
FETÖ, KHK’lar ve Bülent Arınç’ın “Kucaklaşma” Çıkışı


Programda ikinci büyük başlık, FETÖ ve KHK dosyaları oldu. Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın bir internet televizyonuna verdiği röportajda, KHK’lılar için “Bunların büyük çoğunluğu masum, kucaklaşma olsun” yönündeki ifadeleri masaya yatırıldı.

Mustafa Bayram, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Selahattin Demirtaş kararına atıf yaparak, aynı mahkemenin 3000’e yakın FETÖ hükümlüsü lehine karar verdiği iddiasını hatırlattı ve “Demirtaş için AHİM kararı uygulansın diyenler, bu dosyalar için ne diyor?” sorusunu gündeme taşıdı.

Bayram, Arınç’ın açıklamalarını iki yönüyle ele aldı:

Bir yandan gerçekten, sadece Bank Asya’da hesabı olduğu için, sadece bir sendikaya üye olduğu için yıllardır mağduriyet yaşayan, suçla bağı tartışmalı binlerce kişinin varlığına dikkat çekti.
Diğer yandan bu çağrının, FETÖ ile geçmişteki yakınlığı çok tartışılan bir isim olan Bülent Arınç tarafından yapılmasının “manidar” olduğuna vurgu yaptı.
Kayseri ölçeğinde büyük bir holdingin FETÖ sürecinde tasfiye edildiğini, şirket varlıklarının el değiştirdiğini hatırlatan Bayram, “Madem affedeceksiniz, bari adamların mallarını da iade edin” diyerek ekonomik ve hukuki boyuta işaret etti.

Kürşat Açıkgöz ise, FETÖ ile mücadelenin mutlaka hukuka dayanması gerektiğini, önce bu yapının savcıları, hâkimleri ve güvenlik bürokrasisi eliyle yapılan birçok operasyonun haksızlığının görüldüğünü söyledi. Bugün aynı hataya düşülmemesi gerektiğini belirterek şu uyarıyı yaptı:

“Düne kadar FETÖ’nün savcıları, hâkimleri bu operasyonları yapıyordu ve biz buna itiraz ediyorduk. Bugün aynı yöntemleri sürdürürsek, hukuka dayanmazsak, yaptığımız iş de tartışmalı hale gelir. Kurunun yanında yaş yanmamalı.”
Arınç’ın çıkışının, hem FETÖ ile mücadelede hem de KHK’lılar başlığında yeni bir tartışma zemini oluşturduğunu belirten Açıkgöz, bu tartışmanın dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi.


Koalisyonlar Döneminden Başkanlık Sistemine:

Devletin Kırmızı Çizgisi

İstikrar Tartışması


Programın bir diğer kritik başlığı, Türkiye’deki yönetim sistemi ve siyasi istikrar konusu oldu.

Kürşat Açıkgöz, 1990’lı yılların koalisyon hükümetlerini hatırlatarak, sık sık değişen başbakanlar ve kısa ömürlü hükümetlerin ülkeye ağır maliyetler getirdiğini söyledi. ANAP, DYP, SHP, Refah, DSP gibi partiler arasında kurulan koalisyonları örnek göstererek, “Tansu Çiller mi başbakan, Mesut Yılmaz mı, Erbakan mı, hatırlamak bile zor” sözleriyle o dönemdeki belirsizliği tarif etti.

2002 sonrasında tek parti iktidarı döneminin bu açıdan bir istikrar sağladığını, ancak AK Parti’nin de 2015’te tek başına iktidar çoğunluğunu kaybettiğini hatırlatan Açıkgöz, o dönemde olası koalisyon senaryolarını anlattı. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin erken seçim çağrısıyla 1 Kasım seçimlerine gidildiğini ve AK Parti’nin yeniden tek başına iktidar olduğunu belirtti.

Açıkgöz, 15 Temmuz sonrasında Bahçeli’nin “Türk tipi başkanlık sistemi” çıkışını ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişi şöyle yorumladı:

“Bahçeli, fiilen zaten var olan Cumhurbaşkanlığı sistemine hukukî kılıf giydirdi. 50+1 şartıyla aslında milletin koalisiyonu kuruldu. Partiler, ittifaklarla seçime giderek sandık öncesi koalisyon yapıyor ve ülke yönetimine talip oluyor.”
Bu çerçevede, bugün siyasi istikrar açısından bir “hükümet krizi” yaşanmadığını savunan Açıkgöz, mevcut sistemin artı ve eksileri olsa da, en azından koalisyon kaosunu ortadan kaldırdığı görüşünü dile getirdi.


CHP Kongresi, Kayseri’nin Yokluğu ve Parti İçi Yansımalar


Programda kısaca CHP’nin son kurultayı da gündeme geldi. Mustafa Bayram, Özgür Özel’in yeniden genel başkan seçildiğini ancak parti meclisi ve üst kurullarda Kayseri’den hiçbir isme yer verilmediğini vurguladı.

Bayram, “Kayseri’ye hiç şans verilmemiş olması dikkat çekici” diyerek, CHP’nin Anadolu şehirlerindeki temsil sorununun, ilerleyen programlarda daha detaylı ele alınacağını belirtti. Yerel teşkilatların ve bölgelerin genel merkez organlarında yeterince karşılık bulamamasının, siyaset sosyolojisi açısından önemli bir başlık olduğuna işaret edildi.


Alpaslan Ertekin, Bilal Erdoğan ve “Holding” Benzetmesi


Programın son bölümünde, Kayseri’de bir dönem kayyum olarak görev yapan Alpaslan Ertekin’in sosyal medyada Bilal Erdoğan üzerinden yaptığı açıklamalar tartışıldı.

Mustafa Bayram, Ertekin’in “Bilal Erdoğan’dan kastederek holdingler de devam ediyor da niye hükümetler de devam etmesin?” şeklinde özetlenen yaklaşımının, siyaseti “holding yönetimi”ne benzettiğini söyledi. Bu ifadelerin, partiyi ve ülke yönetimini adeta bir şirket gibi görme algısı oluşturduğunu savundu.

Bayram, eleştirisinin odağını şöyle özetledi:

“Bilal Erdoğan neden olmasın sorusunu anlayabilirim ama partiyi holdingleştirmek, ülkeyi bir aile şirketi gibi kurgulamak doğru değil. Siyaseti aileden birine bırakmak, partiyi tapulu mal gibi görmek tehlikeli bir dil.”
Alpaslan Ertekin’in daha sonra yaptığı savunma açıklamasına da yer verildi. Ertekin’in, Bilal Erdoğan’ı tanıdığını, telefon numarasının kendisinde kayıtlı olduğunu, ilişkilerinin şeffaf ve kişisel olduğunu, sosyal medya üzerinden “güzelleme” yapmak gibi bir hesabı olmadığını ifade ettiği hatırlatıldı.

Kürşat Açıkgöz ise, Ertekin’in devlet adına kayyum olarak görev yapmış bir isim olduğunu, bürokratların siyasetin üstünde, “devletin ali menfaatlerini” gözeten pozisyonda olması gerektiğini vurguladı.

Açıkgöz, AK Parti içinde Ankara–İstanbul eksenli bir gerilimden söz ederek, özellikle İstanbul merkezli bazı çevrelerin Bilal Erdoğan’ı geleceğin lideri olarak öne çıkarmaya çalıştığına dair yorumları aktardı. Bunun, siyasette “taht kavgası” algısını güçlendirebileceğini belirtti:

“Bu ülkede 300 yıldır taht kavgalarını konuşuyoruz. Kim gelirse gelsin; hak eden, bu işi göğüsleyebilecek kişi gelsin. Bilal Erdoğan da olur, Hakan Fidan da, başka bir isim de. Önemli olan, partinin kendi mekanizmalarının ve millet iradesinin karar vermesidir.”
Bayram, bu noktada, siyasetin babadan oğula geçen bir miras gibi algılanmasının, ileride yüzde 1’lere kadar düşebilen bir oy desteğiyle sonuçlanabilecek riskler barındırdığı uyarısında bulundu.


Program Kapanışı: “Terörsüz Türkiye İstemeyenin Niyetinden Şüphe Ederim”


Programın son bölümünde Mustafa Bayram, “Terörsüz Türkiye istemeyenin niyetinden gerçekten tereddüt ederim” diyerek, tartışmanın temel motivasyonunu özetledi. Ancak bunun “eski çözüm süreci”nin kopyası olan bir siyasal süreçle değil, kontrollü, dikkatli ve devlet aklının süzgecinden geçmiş bir yöntemle yürütülmesi gerektiğinin altını çizdi.

Bayram ve Açıkgöz, hem terörle mücadelede hem de FETÖ, KHK, yeni anayasa ve liderlik tartışmalarında, sabırlı ve soğukkanlı bir dilin önemine vurgu yaparak, sürecin kamuoyuna doğru anlatılmasının şart olduğunu belirtti.

Program, derbi maçı nedeniyle normalden biraz daha erken sonlandırıldı. Sunucu Mustafa Bayram, “Sürçü lisan ettiysek affola” diyerek izleyicilere ve dinleyicilere veda etti; tartışmanın devam başlıklarının, Kürşat Açıkgöz’ün Ankara dönüşüyle birlikte önümüzdeki haftalarda yeniden ele alınacağını duyurdu.

Haber:

Kaynak: Kayserim.net

Kayseri

Paylaş

Kayseri'den bir haberiniz mi var? Haber ihbar hattına iletin.

Reklam
Paylaş

Kayseri hakkında merak edilenler

Bilgi Bankası

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Yorumlar

Yorumlar topluluk kurallarına göre incelendikten sonra yayımlanır.