Hayat Kurtaran Gönüllüler: Kayseri’de Suyun Altındaki Sessiz Mücadele
Sivil Toplum Programında Kritik Başlık: Arama Kurtarmanın Görünmeyen Yüzü Kayseri’de yayınlanan “Sivil Toplum” programında bu hafta, arama kurtarma faaliyetlerinin en zorlu alanlarından biri olan su altı ve akarsu operasyonları ele alındı. Programda, Türk sualtı ve akarsu arama kurtarma ekibi temsilcileri, yıllardır yürüttükleri gönüllü çalışmaların perde arkasını, karşılaşılan zorlukları ve hayati uyarıları detaylı şekilde paylaştı.
Çeyrek Asırlık Tecrübe: Gönüllülükle Büyüyen Bir Yapı
Programda yapılan açıklamalarda, arama kurtarma ekibinin köklerinin 1996 yılına kadar uzandığı ve 1999 Marmara Depremi ile birlikte aktif olarak arama kurtarma faaliyetlerine yöneldiği belirtildi.
Bugün 36 kişilik bir ekipten oluşan yapı, AFAD koordinasyonunda Türkiye’nin birçok farklı noktasında görev alıyor. Ekip, özellikle su altı ve akarsu arama kurtarma alanında uzmanlaşmış durumda. Bu alanda alınan eğitimlerin hem ulusal federasyonlar hem de resmi kurumlar tarafından sağlandığı ifade edildi.
Uzmanlık Alanı: Su Altı ve Akarsu Arama Kurtarma
Ekip yetkilileri, temel görev alanlarının sel, taşkın ve kayıp vakaları olduğunu vurguladı. Özellikle barajlar, göletler ve akarsuların en riskli alanlar arasında yer aldığı ifade edildi.
İlgili Haberler
Kapalı suların sanılanın aksine son derece tehlikeli olduğu, bu alanlarda kaldırma kuvvetinin yeterli olmaması nedeniyle panik anında hayatta kalmanın zorlaştığı belirtildi. Bu durumun çoğu zaman ölümle sonuçlanabildiği ifade edildi.
Boğulma Gerçeği: Sessiz ve Fark Edilmeyen Bir Tehlike
Programda dikkat çeken en önemli başlıklardan biri, boğulma olaylarının çoğu zaman fark edilmeden gerçekleştiği gerçeği oldu.
Boğulma anında insanların bağırarak yardım istemediği, çoğu vakada sessiz şekilde gerçekleştiği vurgulanırken, bu durumun çevredeki kişiler tarafından fark edilmesini zorlaştırdığı ifade edildi.
Hayati Uyarı: “Panik Yapmayın, Hareketi Bırakmayın”
Uzmanlar, suya düşülmesi ya da kontrol kaybı yaşanması durumunda yapılması gerekenleri net bir şekilde sıraladı.
En kritik unsurun panik yapmamak olduğu belirtilirken, nefes kontrolünün hayati önem taşıdığı vurgulandı. Ayrıca tatlı sularda hareketsiz kalmanın batmayı hızlandırdığı, bu nedenle mutlaka kontrollü şekilde yüzerek kıyıya ulaşmaya çalışılması gerektiği ifade edildi.
Ekipman Eksikliği Büyük Risk: Yelek Hayat Kurtarır
Programda özellikle balıkçılar ve su kenarında vakit geçiren vatandaşlara yönelik önemli uyarılar yapıldı.
Birçok kişinin profesyonel ekipman kullanmasına rağmen can yeleği gibi temel güvenlik önlemlerini ihmal ettiği belirtilirken, bu durumun ölüm riskini ciddi şekilde artırdığı ifade edildi.
Ekip üyeleri, kendilerinin dahi yüzdürücü ekipman olmadan suya asla girmediğini vurguladı.
Olaylara Müdahale Süreci: Gecikmenin Kaçınılmaz Gerçeği
Arama kurtarma ekiplerinin olaylara anında ulaşmasının çoğu zaman mümkün olmadığı belirtildi.
İhbarların önce 112 üzerinden AFAD’a ulaştığı, ardından ekiplerin yönlendirildiği ifade edilirken; coğrafi mesafe nedeniyle olay yerine ulaşmanın en az 30 dakika ile 1 saat arasında sürdüğü belirtildi.
Bu nedenle su kazalarında ilk dakikaların kritik olduğu ve vatandaşların bilinçli hareket etmesinin hayati önem taşıdığı vurgulandı.
Psikolojik Zorluklar: Umut ve Gerçek Arasında Bir Görev
Programda arama kurtarma faaliyetlerinin yalnızca fiziksel değil, psikolojik açıdan da son derece zor olduğu ifade edildi.
Ekiplerin çoğu zaman hayat kurtarmaya değil, hayatını kaybetmiş kişilere ulaşmaya gittiği belirtilirken; ailelerin umutla beklediği süreçlerin duygusal yükünün ağır olduğu vurgulandı.
Buna rağmen ekiplerin profesyonel bir disiplinle görevlerini yerine getirdiği ifade edildi.
Gönüllülük Esası: Fedakârlık ve Disiplin Gerektiriyor
Arama kurtarma faaliyetlerinin tamamen gönüllülük esasına dayandığı belirtildi.
Ekip üyelerinin farklı meslek gruplarından oluştuğu, olay anında işlerini bırakıp göreve gittikleri ifade edilirken, bu durumun ciddi bir özveri gerektirdiği vurgulandı.
Gönüllülüğün “isteğe bağlı” değil, “sorumluluk bilinci” ile yapılması gerektiğinin altı çizildi.
Eğitim Süreci: Teoriden Sahaya Uzanan Zorlu Yol
Ekip üyelerinin belirli bir eğitim sürecinden geçtiği, bu sürecin teorik eğitim, uygulama ve saha deneyimi şeklinde ilerlediği ifade edildi.
Yeni katılan gönüllülerin önce gözlemci olarak başladığı, ardından aşamalı şekilde aktif görevlere dahil edildiği belirtildi. Eğitimlerin usta-çırak ilişkisiyle ilerlediği ve deneyimin kritik rol oynadığı vurgulandı.
Su Altında Görüş Yok: Aramalar Temasla Yapılıyor
Kayseri’deki kapalı su kaynaklarında görüş mesafesinin son derece düşük olduğu ifade edildi.
Bu nedenle arama çalışmalarının görerek değil, tamamen temas yoluyla gerçekleştirildiği belirtildi. Bu durumun hem fiziksel hem de psikolojik olarak operasyonları zorlaştırdığı ifade edildi.
Kadınların Gücü: Arama Kurtarmada Aktif Rol
Programda kadınların arama kurtarma faaliyetlerindeki rolüne de dikkat çekildi.
Ekip içerisinde aktif görev alan kadın dalgıçların bulunduğu, bu durumun Türkiye’de nadir örneklerden biri olduğu ifade edildi. Kadın ve erkek arasında görev açısından hiçbir ayrım yapılmadığı, tüm ekip üyelerinin aynı sorumlulukları üstlendiği belirtildi.
Ekipman Sorunu: Destek Çağrısı Yapıldı
Ekip yetkilileri, birçok ekipmanı kendi imkanlarıyla temin ettiklerini ancak bazı kritik ihtiyaçlar için destek beklediklerini açıkladı.
Özellikle bot, dalış ekipmanı ve kış şartlarına uygun giysiler gibi maliyetli ekipmanların temininde hayırseverlerin desteğine ihtiyaç duyulduğu ifade edildi.
Vatandaşlara Açık Çağrı: “Suya Girmeyin, Girmek Zorundaysanız Önlem Alın”
Programın sonunda vatandaşlara net ve sert uyarılar yapıldı.
Kapalı su alanlarının tamamının tehlikeli olduğu vurgulanırken, özellikle yaz aylarında serinlemek amacıyla bu alanlara girilmemesi gerektiği ifade edildi.
Buna rağmen suya girilecekse mutlaka can yeleği kullanılması, panik yapılmaması ve kısa mesafelerde yüzülmesi gerektiği belirtildi.
Sonuç: Görünmeyen Kahramanlar Hayat İçin Mücadele Ediyor
Programda yapılan tüm değerlendirmeler, arama kurtarma ekiplerinin görünmeyen ama hayati bir görev üstlendiğini ortaya koydu.
Gönüllülük, disiplin ve yüksek riskle yürütülen bu faaliyetler, toplumun bilinçlenmesiyle daha az ihtiyaç duyulan bir alan haline gelebilir.
Ancak mevcut tablo, özellikle su güvenliği konusunda ciddi bir farkındalık eksikliği olduğunu ve bu alanda daha fazla bilinçlendirme çalışmasına ihtiyaç duyulduğunu açık şekilde ortaya koyuyor.





