Uganda’dan Kayseri’ye Gönül Köprüsü
Kayseri’de gençlik çalışmaları, sivil toplum faaliyetleri ve Afrika’da yürütülen insani yardım çalışmaları “Geleceğe Mektup” programında ele alındı. Programın konuğu, uzun yıllar Kayseri’de sivil toplum alanında görev yaptıktan sonra Uganda’da bir sivil toplum kuruluşunda yöneticilik yapan Caner Akgün oldu. Akgün,
Türkiye’de gençlik çalışmalarından Afrika’daki eğitim projelerine, Uganda’daki aile yapısından yardım faaliyetlerinde dikkat edilmesi gereken noktalara kadar birçok başlıkta önemli değerlendirmelerde bulundu. Programda özellikle “gençlik”, “eğitim”, “sivil toplum”, “Afrika’ya bakış” ve “karşılıksız iyilik” kavramları öne çıktı.
Caner Akgün Kimdir?
Programda ilk olarak Caner Akgün’ün hayat hikayesi dinleyicilerle paylaşıldı. Aslen Ağrılı olduğunu belirten Akgün, Kayseri’de doğup büyüdüğünü, üniversite mezuniyetinden bu yana sivil toplumun içinde yer aldığını ifade etti.
Kayseri’de 12 yıl boyunca sivil toplum alanında görev yaptığını anlatan Akgün, şu anda Uganda’da bir sivil toplum kuruluşunda yöneticilik yaptığını söyledi. Evli ve üç çocuk babası olan Akgün, ailesiyle birlikte Uganda’da yaşamaya ve hizmet etmeye devam ettiğini belirtti.
İlgili Haberler
Akgün’ün hem Kayseri’deki gençlik çalışmaları hem de Afrika’daki insani yardım ve eğitim faaliyetleri üzerinden edindiği tecrübeler, programın ana eksenini oluşturdu.
“Yaparsa Gençlik Yapar”
Programda ilk bölüm Türkiye’de gençlik meselesine ayrıldı. Caner Akgün, gençlik üzerine konuşurken “Yaparsa gençlik yapar” ifadesini kullandı. Gençliğin Farsçada aynı zamanda “hazine” anlamına geldiğini hatırlatan Akgün, gençliğin her evresinin kendi içinde ayrı bir ilgi ve takip gerektirdiğini söyledi.
Anaokulundan ilkokula, ortaokuldan liseye, üniversiteden yetişkinlik çağına kadar insanın her döneminde rehberliğe ihtiyaç duyduğunu belirten Akgün, gençlerin yalnız bırakılmaması gerektiğini vurguladı.
Akgün’e göre insan toplum içinde gelişmeye ve eğitilmeye daha açık bir varlık. Bu nedenle sivil toplum çalışmalarının temel amacı, gençleri bir araya getirerek onların birbirlerinin güzelliklerinden istifade etmesini sağlamak olmalı.
Gençlikten Şikayet Etmek Çözüm Değil
Caner Akgün, gençlik üzerine yapılan değerlendirmelerde en büyük hatalardan birinin sürekli şikayet dili kullanmak olduğunu ifade etti. Anne babaların ve büyüklerin, 20-30 yılda edindikleri tecrübeyi çocuklarında birkaç yıl içinde görmek istemesinin çatışmaya yol açtığını söyledi.
Akgün, aile içinde, okulda ve iş hayatında gençlerden çok kısa sürede büyük olgunluk beklenmesinin gerçekçi olmadığını belirtti. Bir patronun, ustanın ya da öğretmenin yıllar içinde kazandığı tecrübeyi gençten kısa sürede beklemesi durumunda, sorunun kolayca “Z kuşağı” etiketiyle gençlerin üzerine yıkıldığını söyledi.
Programda, gençleri anlamadan yargılamanın çözüm üretmediği, asıl meselenin gençlerle doğru iletişim kurmak ve onlara rol model olmak olduğu vurgulandı.
Dijital Yerliler ve Dijital Göçmenler
Programda gençlik meselesinin önemli başlıklarından biri de dijital çağ oldu. Caner Akgün, bugünün gençlerinin dijital dünyaya doğduğunu belirterek, büyüklerin onları anlamak için farklı bir bakış açısı geliştirmesi gerektiğini söyledi.
Akgün, kendi kuşağının internetle üniversite döneminde tanıştığını, cep telefonlarının da o dönemde hayatlarına girdiğini hatırlatarak, kendilerini bir anlamda “dijital melez” olarak tanımladı. Bugünün çocuklarının ise tamamen dijital çağın içine doğduğunu belirtti.
Akgün’e göre anne babaların en büyük çelişkilerinden biri, ellerinde telefonla çocuklarına telefon ve tablet yasağı getirmeye çalışmaları. Bu yaklaşımın çocuk üzerinde etkili olmadığını söyleyen Akgün, dijital dünyayla mücadelede yasakçı değil, rehberlik edici bir yöntem izlenmesi gerektiğini ifade etti.
Teknoloji Yasaklanarak Değil, Doğru Kullanılarak Yönetilmeli
Programda teknoloji kullanımına ilişkin önemli mesajlar verildi. Caner Akgün, teknolojiyi çocukların hayatından tamamen çıkarmanın çözüm olmadığını, aksine yasakların merakı ve ilgiyi artırabileceğini söyledi.
Akgün, çocuklara ve gençlere teknolojiyi doğru kullanmayı öğretmenin daha sağlıklı bir yöntem olduğunu vurguladı. Bu noktada irade eğitiminin önemine dikkat çekti. Telefon, tablet ve dijital platformların kullanılabileceğini ancak bu araçların insanı yönetmesine izin verilmemesi gerektiğini belirtti.
Programda, medya okuryazarlığı, dijital bilinç ve değer eğitiminin aynı anda yürütülmesi gerektiği ifade edildi. Akgün, gençlere teknolojiyi yasaklamak yerine, onu milli ve manevi değerlerle uyumlu biçimde kullanmayı öğretmenin daha kalıcı sonuçlar doğuracağını söyledi.
Uganda’da Dördüncü Yıl
Programın ilerleyen bölümünde Caner Akgün’ün Uganda tecrübeleri konuşuldu. Akgün, Uganda’da dördüncü yılını geçirdiğini belirterek ülkenin yaklaşık 45 milyon nüfusa sahip olduğunu söyledi. Yüz ölçümü bakımından Türkiye’nin yaklaşık üçte biri büyüklüğünde olan Uganda’nın en dikkat çekici özelliklerinden birinin genç nüfusu olduğunu ifade etti.
Akgün, Uganda’da 18 yaş altı nüfusun yüzde 60 seviyesinde olduğunu belirtti. Bu durumun ülkeyi çok genç bir nüfus yapısına sahip hale getirdiğini söyleyen Akgün, genç nüfusun fazlalığının aynı zamanda yapılacak çok iş olduğu anlamına geldiğini vurguladı.
Programda, Uganda’daki çalışmaların yalnızca yardım faaliyetleriyle sınırlı olmadığı; genç nüfusun eğitimi, meslek edinmesi, karakter gelişimi ve toplumsal kalkınması açısından da uzun vadeli bir sorumluluk taşıdığı ifade edildi.
“Afrika Bir Ülke Değil, Bir Kıta”
Caner Akgün, Türkiye’den Afrika’ya bakışta yapılan en büyük hatalardan birinin Afrika’yı tek bir ülke gibi görmek olduğunu söyledi. Afrika’da 50’nin üzerinde ülke bulunduğunu hatırlatan Akgün, her ülkenin kendi kültürü, sosyolojisi, tarihi, sorunları ve imkanları olduğunu belirtti.
Türkiye’den zaman zaman “Afrika’da bir sorun var” denilerek kendisine farklı ülkelerle ilgili talepler geldiğini söyleyen Akgün, örneğin Mali ile Uganda arasında binlerce kilometre mesafe olduğunu hatırlattı.
Programda, Afrika’ya dair doğru bir bilinç oluşturmak için kıtanın çeşitliliğini bilmenin şart olduğu vurgulandı. Her ülkeye aynı gözle bakmanın, hem sorunları hem de çözüm yollarını yanlış değerlendirmeye yol açabileceği ifade edildi.
Afrika’nın Sömürge Hafızası
Programda Afrika’nın sömürge geçmişi de gündeme geldi. Caner Akgün, Avrupa’nın Afrika’yı keşfi sonrasında yaşanan zulümlerin, köleleştirmenin ve sömürge düzeninin bugün hâlâ kıtanın hafızasında izler bıraktığını söyledi.
Akgün, Avrupa’da geçmişte “insanat bahçeleri” adı altında Afrikalı insanların teşhir edildiğini hatırlatarak, bunun Batı’nın Afrika’ya bakışındaki insanlık dışı yaklaşımı gösterdiğini ifade etti.
Uganda özelinde İngiliz etkisine dikkat çeken Akgün, İngilizlerin birçok Afrika ülkesinde sömürge düzenini daha sinsi yollarla kurduğunu söyledi. Buna rağmen bugün Uganda’da bazı kesimlerin İngilizleri sevmeye devam ettiğini, İngiliz takımlarını tuttuğunu ve İngilizleri “devletleşmenin sebebi” olarak gördüğünü aktardı.
Programda bu durum, “celladına aşık olmak” ifadesiyle değerlendirildi. Sömürge düzeninin yalnızca fiziki kaynakları değil, zihinleri de etkilediği belirtildi.
Türkiye’nin Afrika’daki Farkı: Karşılıksız İyilik
Programda Türkiye’nin Afrika’daki varlığı ile Batı’nın sömürgeci geçmişi arasında önemli bir fark olduğu vurgulandı. Caner Akgün, Türkiye’nin ve Müslüman sivil toplum kuruluşlarının Afrika’da karşılık beklemeden hizmet götürdüğünü söyledi.
Gıda paketi dağıtımı, su kuyusu açılması, okul yapımı ve eğitim faaliyetlerinde temel motivasyonun “Allah razı olsun” duası olduğunu belirten Akgün, Batılı misyoner faaliyetlerin ise çoğu zaman şartlı yardımlar üzerinden yürüdüğünü anlattı.
Akgün’e göre Batı, sağlık hizmetini, eğitimi ya da yardımı çoğu zaman dini dönüşüm şartına bağladı. Türkiye’nin yaklaşımı ise din, dil, ırk ayrımı yapmadan mazluma ulaşmak ve insanın onurunu korumak üzerine kurulu.
“ Türk Beklenendir”
Programda sık kullanılan “Türk beklenendir” ifadesi de Caner Akgün’e soruldu. Akgün, bu sözün sahada bir karşılığı olduğunu belirterek, “Bekleneniz” ifadesini kullandı.
Türkiye’nin Afrika’da karşılık beklemeden iyilik yapan bir millet olarak görüldüğünü söyleyen Akgün, gayrimüslimlere bile kucak açan, ümmet bilinciyle hareket eden ve insanı önceleyen yaklaşımın güçlü bir karşılık bulduğunu belirtti.
Akgün, Türklerin Afrika’da yalnızca yardım götüren değil, aynı zamanda güven veren ve gönül bağı kuran bir millet olarak algılandığını ifade etti.
Devlet ve Sivil Toplum İş Birliği
Caner Akgün, Afrika’daki çalışmaların başarıya ulaşmasında devlet ve sivil toplum iş birliğinin büyük önem taşıdığını söyledi. Uganda’da yürütülen faaliyetlerin Türkiye Cumhuriyeti’nin gücü ve desteğiyle daha rahat yapıldığını belirtti.
Akgün, “Devletimize rağmen orada değiliz, devletimiz arkamızda olduğu için rahat hareket ediyoruz” diyerek bu iş birliğinin önemine dikkat çekti.
Uganda’da Türkiye’nin büyükelçiliği, TİKA ve farklı kurumlarıyla birlikte yürütülen çalışmaların ülke hanesine yazıldığını ifade eden Akgün, üst düzey toplantılarda yapılan sunumlarda tüm faaliyetlerin “Türkiye olarak bunları yapıyoruz” başlığı altında değerlendirildiğini aktardı.
Programda, sivil toplum kuruluşlarının kamunun yükünü hafifleten, sahada dokunan ve devletin dış politikadaki insani yüzünü güçlendiren yapılar olduğu vurgulandı.
Uganda’da İki Ana Başlık: İnsani Yardım ve Eğitim
Caner Akgün, Uganda’daki faaliyetlerin iki ana başlıkta yürütüldüğünü söyledi. Bunlardan ilkinin insani yardım, ikincisinin ise eğitim hizmetleri olduğunu belirtti.
Uganda’nın başkentinde ve farklı şehirlerinde faaliyet gösterdiklerini ifade eden Akgün, gıda dağıtımları, su kuyuları, dikiş kursları, okullar ve farklı eğitim projeleriyle sahada olduklarını söyledi.
Ancak Akgün, yalnızca gıda yardımıyla Afrika’nın kalkınamayacağını da özellikle vurguladı. Türkiye bütün bütçesini Afrika’ya aktarsa bile kıtanın tamamını doyurmanın mümkün olmadığını belirten Akgün, asıl dönüşümün eğitimle sağlanabileceğini ifade etti.
Dikiş Kurslarıyla Kadınlara Meslek Kapısı
Uganda’daki önemli projelerden biri dikiş kursları oldu. Caner Akgün, Ugandalı kadınlara yönelik yıllık ortalama 150-200 kişilik dikiş eğitimi verdiklerini söyledi.
Bir yıl süren eğitimlerin ardından başarılı olan kursiyerlere dikiş makinesi hediye edildiğini belirten Akgün, bu makinenin kadınlar için önemli bir gelir kapısına dönüştüğünü ifade etti.
Akgün, dikiş makinesinin Türkiye şartlarında çok yüksek bir maliyet gibi görülmeyebileceğini ancak Ugandalı bir kadın için ulaşılması zor bir imkan olduğunu söyledi. Kurs mezuniyetlerinde dikiş makinesi hediye edilen kadınların ve ailelerinin büyük sevinç yaşadığını anlattı.
Programda bu proje, “balık vermek değil, balık tutmayı öğretmek” anlayışının somut örneği olarak değerlendirildi.
Öğretmen Okulu Projesi
Caner Akgün, Uganda’da iki yıl önce başlattıkları öğretmen okulu projesinden de bahsetti. Proje kapsamında lise mezunu Ugandalı kız öğrencilerin iki yıllık bir eğitim programına alındığını söyledi.
Uganda’daki İslam Üniversitesi ile yapılan protokol kapsamında öğrencilerin eğitim aldığını, sınav ve kontrollerinin üniversite tarafından yürütüldüğünü ifade eden Akgün, mezun olan genç kadınların hem devlet okullarında hem özel okullarda görev alabilecek sertifikaya sahip olduğunu belirtti.
Akgün, özellikle anaokulu öğretmenliği alanına önem verdiklerini söyledi. Çünkü 0-7 yaş aralığının insanın karakter gelişiminde çok kritik bir dönem olduğunu vurguladı.
Uganda’da Müslüman anaokulu öğretmeni bulmakta zorlandıklarını belirten Akgün, öğretmen okulu projesinin bu nedenle stratejik bir ihtiyaçtan doğduğunu ifade etti.
Anaokulu ve Lise Çalışmaları
Programda Uganda’daki okul çalışmaları da anlatıldı. Caner Akgün, iki anaokulları olduğunu ve yeni bir lise inşaatını tamamladıklarını söyledi. Lisenin 70 öğrenciyle eğitime başladığını belirtti.
Eğitim dilinin İngilizce olduğunu ifade eden Akgün, koordinatörlerin Türkiye’den, öğretmenlerin ise Ugandalı olduğunu söyledi. Okulda Uganda’nın kendi akademik müfredatının uygulandığını ancak bunun yanında öğrencilerin karakter ve akademik gelişimini destekleyen ilave dersler de verildiğini anlattı.
Akgün, diploma vermek için okul açmadıklarını, Uganda’nın geleceğinde söz sahibi olacak, vizyon sahibi bireyler yetiştirmeyi hedeflediklerini vurguladı.
Yardımda Duygu Kadar Takip de Önemli
Programda yardım faaliyetlerinde dikkat edilmesi gereken noktalar da gündeme geldi. Caner Akgün, insanların iyi niyetle bağış yaptığını ancak yardımın nereye ulaştığını takip etmenin de sorumluluk olduğunu söyledi.
Akgün, zekat ve sadaka gibi yardımların yalnızca bir kuruma verilmesiyle sorumluluğun tamamen bitmediğini, kişinin verdiği yardımın doğru yere ulaşıp ulaşmadığını araştırması gerektiğini ifade etti.
Özellikle Afrika konusunda sosyal medyada duyguları harekete geçiren paylaşımların çok etkili olduğunu belirten Akgün, insanların bir fotoğraf veya duygusal bir çağrıyla büyük bağışlar yapabildiğini söyledi. Ancak bunun suistimale açık bir alan olduğunu vurguladı.
Güvenilir Kurumlara Destek Verilmeli
Caner Akgün, yardım etmek isteyen kişilere güvenilir kurumları tercih etmeleri çağrısında bulundu. Bölgede yerleşik, Türkiye’de irtibatı bulunan, kamu yararına çalışan ve devletle akredite kurumların daha güvenli olduğunu söyledi.
Özellikle kurban dönemlerinde bireysel girişimlerin arttığını belirten Akgün, bazı kişilerin dini hassasiyetleri yeterince gözetmeden yalnızca “hayvan kesmek” mantığıyla hareket edebildiğini ifade etti.
Yardımın bir ibadet bilinciyle yapılması gerektiğini söyleyen Akgün, bu nedenle sürecin hem dini hem de teknik yönünün doğru takip edilmesi gerektiğini vurguladı.
Ucuz Yardım Vaadine Dikkat
Programda su kuyusu örneği üzerinden de önemli bir uyarı yapıldı. Caner Akgün, çok düşük rakamlarla kuyu açılabileceği vaadinin dikkatle araştırılması gerektiğini söyledi.
Bir kişinin çok düşük maliyetlerle birçok kuyu açtırdığını söylediği bir örneği paylaşan Akgün, her işin bir gerçek maliyeti olduğunu belirtti. Çok düşük rakamlarla yapılan vaatlerin teknik olarak mümkün olmayabileceğini ifade etti.
Akgün, iyi niyetin önemli olduğunu ancak sahayı bilmeden, yerinde takip yapmadan ve gerçek maliyetleri araştırmadan yapılan yardımlarda hata payının yüksek olabileceğini söyledi.
Afrika’ya Acıma Diliyle Değil, Kardeşlik Diliyle Bakılmalı
Programda Afrika’ya bakışta kullanılan dil de ele alındı. Caner Akgün, Afrika’daki insanların yalnızca acınacak durumda olan kişiler gibi görülmesinin yanlış olduğunu söyledi.
Türkiye’den bakıldığında yollar, elektrik, su, güvenlik ve temel imkanlar açısından Afrika’daki bazı bölgelerin zor şartlarda olduğu görülebilir. Ancak Akgün, Ugandalıların kendi hayatlarına bakışında sürekli bir şikayet ve isyan hali görmediğini ifade etti.
Bugün karnı doyan bir kişinin yarının kaygısıyla ezilmediğini, birçok insanın imkanları sınırlı olsa da mutlu ve sakin bir hayat sürdüğünü belirtti.
Programda, Türkiye’de günlük hayatta sıradan görülen birçok imkanın aslında büyük nimet olduğu, Afrika tecrübesinin insana şükür ve farkındalık kazandırdığı vurgulandı.
Su, Elektrik ve Güvenlik Birer Nimet
Caner Akgün, Uganda’da yaşarken suyun, elektriğin ve güvenliğin ne kadar büyük nimetler olduğunu daha iyi anladığını söyledi. Türkiye’de çoğu zaman farkına varılmadan kullanılan imkanların, başka coğrafyalarda büyük ihtiyaç olduğunu ifade etti.
Uganda’da köylerde elektrik bulunmadığını, bazı insanların suya ulaşmak için kilometrelerce yürümek zorunda kaldığını anlatan Akgün, buna rağmen insanların şikayet diliyle değil, kabullenme ve dayanma haliyle yaşadıklarını söyledi.
Programda, Türkiye’de israf edilen suyun, boşa harcanan imkanların ve farkına varılmayan nimetlerin yeniden düşünülmesi gerektiği mesajı verildi.
Uganda’ya Turistik Bakış
Programda Uganda’ya yapılan seyahatler de konuşuldu. Caner Akgün, Avrupa’dan Uganda’ya turistik amaçla çok sayıda insan geldiğini, ülkenin doğal güzelliklerinin ilgi gördüğünü söyledi.
Türkiye’den Uganda’ya gelişlerin ise daha çok ticari veya insani yardım amaçlı olduğunu belirten Akgün, sadece Uganda’yı görmek için gelen Türk ziyaretçiye çok fazla rastlamadığını ifade etti.
Akgün, Avrupa’dan gelen bazı üniversite öğrencilerinin sosyal sorumluluk projeleri veya kilise destekli faaliyetlerle en ücra köylere kadar gittiklerini, buralarda misyonerlik çalışmaları yaptıklarını anlattı. Bu durumun, Müslüman toplumların kendi değerleri adına daha fazla sorumluluk alması gerektiğini gösterdiğini söyledi.
“Hak Davaya Sahip Çıkmak Gerekir”
Caner Akgün, bazı Batılı gençlerin ve misyoner yapıların kendi inançları doğrultusunda Afrika’da büyük bir gayret gösterdiğini belirterek, bu durumdan alınacak dersler olduğunu söyledi.
Hak dinin ve doğru davanın temsilcileri olarak Müslümanların da aynı kararlılığı göstermesi gerektiğini ifade eden Akgün, bazen batıl bir dava uğruna gösterilen inancın ve çabanın, hak dava sahiplerinde yeterince görülmediğini dile getirdi.
Programda, Afrika’yı görmek, anlamak ve oradaki insanlarla temas kurmanın yalnızca yardım değil, insanın kendi varlık sebebini düşünmesi açısından da önemli olduğu vurgulandı.
Uganda’da Aile Olmak
Programın son bölümünde Uganda’da aile olmak konusu ele alındı. Caner Akgün, ailesiyle birlikte Uganda’da yaşadığını, bu süreçte en büyük fedakarlığı eşinin ve çocuklarının yaptığını söyledi.
Kendisinin sahada, şehir içinde ve şehir dışında faaliyetlerle meşgul olduğunu belirten Akgün, asıl zorlananların evde daha sınırlı imkanlarla yaşayan ailesi olduğunu ifade etti. Türkiye’deki imkanlardan vazgeçerek Uganda’ya gitmenin kolay olmadığını söyledi.
İlk dönemlerde çocuklarının dil bilmemesi nedeniyle zorlandığını, özellikle ilk altı ay ve ilk bir yılın aile açısından uyum süreci olduğunu belirtti. Ancak zamanla çocuklarının da adapte olduğunu ve şu anda Uganda’da yaşamaktan mutlu olduklarını ifade etti.
Uganda’da Aile Yapısı ve Terk Edilmiş Çocuklar
Caner Akgün, Uganda’daki aile yapısına ilişkin de dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. Uganda’da terk edilmiş kadınların ve çocukların çok fazla olduğunu söyledi.
Akgün, babası vefat ettiği için yetim kalan çocuklardan çok, babası tarafından terk edilmiş çocukların yaygın olduğunu ifade etti. Bu durumun aile yapısının tam oturmamış olmasından kaynaklandığını belirtti.
Uganda’da Müslüman nüfusun yaklaşık yüzde 20 olduğunu aktaran Akgün, aile bilinci ve sağlıklı nesil inşası için uzun vadeli eğitim çalışmalarına ihtiyaç olduğunu söyledi. Mevcut yapıyı kısa sürede düzeltmenin kolay olmadığını ancak temelden başlayan eğitimle bir ya da iki nesil sonra önemli değişimlerin mümkün olabileceğini ifade etti.
“Geleceğe Yazılmış Bir Mektup”
Programın sonunda Ahmet Bey, Caner Akgün’ün Uganda’daki çalışmalarını “geleceğe yazılmış bir mektup” olarak değerlendirdi. Bugün yapılan eğitim, yardım ve insan inşası çalışmalarının 50 yıl, 100 yıl sonra kendi değerini bilen, özgüven sahibi, insan olduğunu hisseden Afrikalılarla karşılık bulabileceğini söyledi.
Caner Akgün ise böyle platformlarda yapılan çalışmaların anlatılmasının yeni güzelliklere vesile olabileceğini ifade ederek teşekkür etti.
Programda, Kayseri’den Uganda’ya uzanan bu hizmet yolculuğunun yalnızca bugünün yardımı olmadığı; geleceğin insanına, ailesine, toplumuna ve medeniyetine yönelik uzun vadeli bir emek olduğu vurgulandı.
Eğitimle Gönül Bağı Kuruluyor
“Geleceğe Mektup” programında yapılan değerlendirmeler, sivil toplum çalışmalarının yalnızca ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırmakla sınırlı olmadığını ortaya koydu. Caner Akgün’ün Uganda tecrübeleri, insani yardımın eğitimle desteklenmediği sürece kalıcı dönüşüm üretmekte zorlanacağını gösterdi.
Programda gençlik çalışmaları, dijital çağın etkileri, Afrika’nın sömürge geçmişi, Türkiye’nin karşılıksız iyilik anlayışı, Uganda’daki eğitim projeleri, kadınlara yönelik dikiş kursları, öğretmen okulu çalışmaları, yardımda güvenilirlik ve aile yapısı gibi birçok başlık konu dışına çıkılmadan ele alındı.
Verilen temel mesaj ise net oldu: Gençlik doğru rehberlikle güçlenir, yardım doğru yöntemle anlam kazanır, eğitim ise bir toplumun kaderini değiştirecek en kalıcı yatırımdır.





