İngiliz Askerî Konsolosu Ferdinand Bennet’in Kayseri’ye Atanması ve Kayseri Hakkındaki Raporu 1880
1878 Berlin Antlaşması’nın 61. maddesinde “Ermeniler için reform” maddesi mevcuttu. Sözde Anadolu’daki Ermenilerin haklarını korumak ve...
1878 Berlin Antlaşması’nın 61. maddesinde “Ermeniler için reform” maddesi mevcuttu. Sözde Anadolu’daki Ermenilerin haklarını korumak ve himaye etmek üzere Britanya Devleti 1879’da Anadolu’nun bazı şehirlerine “asker-konsolos” atadı. Bu iller; Sivas, Erzurum, Van ve Kayseri idi. Bu çerçevede Kayseri’ye gelen Teğmen Ferdinand Bennet kaldığı altı ay gibi kısa bir sürede Osmanlı Salnameleri, şehrin ileri gelenleri, tüccarlar ve özellikle de gayri müslümlerden aldığı bilgilerle 1880 yılının Kayseri’sini incelemiş ve raporunu İngiliz hükümetine göndermiştir.
Rapora göre: Dünyadaki en eski ikinci ya da üçüncü şehir olan Kayseri ili genelinde erkek nüfusu olarak 55.256 Müslüman, 19.062 Ermeni, 12.299 Rum yaşamaktadır. Şehir içinin nüfusu ise; 60-70 bin kişi olup, Çerkez bulunmamaktadır. Merkez, Develi ve İncesu olmak üzere üç kazası vardır.
Mezhepler: Müslüman nüfus özellikle Hambeli (Hanefi?), Ermenilerin 600’ü (Amerikalı misyonerlerin iddiasına göre) Protestan ve 106’ı Katoliktir ki bu sonuncuların sayısı Protestan hareketi başladıktan sonra çok azalmıştır. Rumların hemen hemen tümü Ortodoks’tur, bununla birlikte aralarında bazı Protestanlar da vardır.
İlgili Haberler
Hane Sayısı
Kayseri (şehir) ................................ 8.137
Kayseri (köyler) ............................. 15.628
Develi (EverekKaSavvası) ............... 2.393
Develi (köyler) ............................... 3.538
İncesu (kasaba) ............................... 1.649
İncesu (köyler) ............................... 2.334
TOPLAM .................................. 33.679
Gayrimüslümlerin pek çoğu iyi yapılmış, perdahlanmış ve hatta zarif görünümlü kesme-taş evlerde yaşamakta, Müslümanlar ise kerpiç ve moloz taştan yarı yıkık kulübelerde oturmaktadırlar.
Halkın İş Hayatı: Müslümanların yukarı tabakası olan, Beyler ve Ağalar, ya resmî görevde bulunmakta ya da buna çalışmaktadırlar. Bu kişiler, adaleti engelleyerek ve herşeyi kendi çıkarlarına göre yönlendirmeğe çalışarak devlet işleri üzerinde çok olumsuz bir etkiye sahiptirler; Bunlar, kendilerinden çok çekinen fakirlere zulmetmekte, rahat vermemekte ve ellerine geçen her fırsatta zorbalık etmektedirler. Pek azı, küçük çaplı tahıl ve sarı cehri ticareti vs. gibi işlerle uğraşmaktadır. Müslümanların aşağı tabakası ise hemen hemen tümüyle tarımla uğraşmaktadır. Kasabalarda ve büyükçe köylerde çok az bir kesim zanaatlarla meşgul olmakta, Kayseri’nin içinde pek çok bakır ve demir kap-kacak imalatçısı, semerci, çizme ve ayakkabıcı, demirci, bakkal ve tütüncü bulunmaktadır; bununla birlikte kural olarak tüm dış ticaret gayrimüslimlerin elindedir. Tarımla uğraşan kesim, sadece karnını doyurmak ve tütün parasını çıkarmakla yetinen tembel bir kalabalıktır. Kadın ve çocuklar nisbeten daha çalışkandır; kadınlar yün eğirir ve kaba giyisiler yaparken, çocuklar genellikle ince işlemlerden sonra yakıt olarak kullanılan gübre (tezek) toplama işinde çalıştırılmaktadır. Yazın, erkek, kadın ve çocuklar, Temmuz’un başından Eylül’ün ortalarına kadar süren hasat işlerinde çalıştırılırlar.
Kayseri’nin gayrimüslümlerikumaşcı, terzi, kuyumcu, zanaatkâr ve tüccardırlar. Pek çoğunun aileleri Kayseri çevresindeki köylerde yaşamakta, erkekler bir iki yıllığına yurtlarına dönecek şekilde, uzun aralıklarla İstanbul, İzmir ya da başka yerlerde dükkâncılık gibi işler yaptıktan sonra sonunda gelip kendi doğum yerlerine yerleşmektedirler.
Özel Endüstriler: Kayseri ve İncesu’da yerel talebi karşılamak üzere küçük çapta halı dokumacılığı yapılır. Kaba ev giysileri için yünlü ve pamuklu üretimi, dericilik, keten tohumu yağı, bağırsak ve boya üretimi vardır.
Fabrikalar: Yörede fabrika olarak nitelenebilecek tek üretim kaynağı şehirdeki Devlet güherçile işletmesidir. Hammadde, şehirin civarındaki topraklardan yöre ahalisince ilkel bir surette elde edilir ve okkası 2,5 ya da 3 kuruştan devlete satılır ve daha sonra yıkama ve damıtma vs. yollarla rafine bir hale getirilerek barut yapımı için İstanbul’a gönderilir. Yıllık üretim, 4.000 Osmanlı lirası değerinde yaklaşık 80.000 okkadır.
Madenler: Yoktur. Niğde Sancağı’nda yer alan, ancak Kayseri’ye bağlı ücra bir köy olan Faraş vs. yerlerde çok miktarda demir bulunduğunu öğrendim. Köylüler bunu ilkel bir yöntemle ergitmekte ve okkasını 2 kuruştan Kayseri ve ulaşabildikleri diğer yerlerde satmaktadırlar. Yumuşak olan bu demir genellikle at nalı, mıh ve kaba demir işçiliğinde rahatlıkla kullanılmaktadır. Faraş’ta dört fırın bulunmaktadır ve bunların sahipleri Devlete yılda 100’er kuruş ödemekte ve üretim miktarı sınırlandırılmamaktadır.
Kayseri’nin doğusunda, üç saatlik mesafedeki Gessi’de alçı üretilmekte ve okkası 5 ilâ 10 paradan köylerde ve diğer yerlerde satılmaktadır. Burası devlete yılda 32.000 kuruş ödeyen bir Rum tarafından işletilmekte ve ortalama yıllık üretim miktarı 800.000-900.000 okka olmaktadır.
Erciyes’te kömür olduğu söylenmektedir ancak bu konuda kesin bir şey öğrenebilmiş değilim.
Ü c r e t l e r
Vasıfsız işçi .(kuruş olarak.)............. 4-5 gündelik
Marangoz ......................................... 10-16 gündelik
Duvarcı ........................................... 5-10 gündelik
Kalfa .............................................. 16 gündelik
Boyacı ........................................... 8-12 gündelik
Ayakkabıcı .................................... 20-40 haftalık
Demirci ........................................ 4-8 gündelik
Kadın hizmetçi ............................. 20-50 aylık
Erkek hizmetçi ............................. 10-50 aylık
(Son ikisine ayrıca yiyecek ve giyecek de verilmektedir.)
Yiyecek ve İçeceğin Niteliği: Aşağı sınıfların yemeği genellikle bir parça yağ ve etle birlikte bulgur pilavı, yoğurt, pide ve peynirden oluşmaktadır. Yazın büyük ölçüde sebze ve meyve, kışın pastırma tüketilmektedir. Bu tarz bir beslenmenin günlük çıkacak maliyeti iki kuruşu nadiren aşmaktadır. Kural olarak gayrimüslümler daha iyi yaşarlar ancak beslenme yönünden katı bir tasarruf eğilimi geçerlidir. Ellerinde kalan parayı ise güzel elbiseler, takılar ve rakıya harcarlar.
Aşağı sınıfların giyinişi çok sadedir. İç çamaşırı olarak kaba dokunmuş yerli renkli basma üzerine Manchester yapımı çok cicili-bicili desenli basmalar; kışın kaba yün ceket ve palto ile içi pamuk veya yünle doldurulmuş esvaplar giyilir. İmkânı olanlar topuklara kadar inen kenarları kürklü kumaş mantoları tercih ederler. Gayrimüslümlerin pek çoğu şapka dışında Avrupa tarzı giyinirler; fes, her sınıf ve cinsin başlığı olmayı sürdürmektedir.
Tavır ve Âdetler:Burda insanların tavır ve âdetlerinde dikkatimi çeken tek olağanüstülük, Kayseri şehrinde kadınların da, yalnızca yüzü açıkda bırakacak şekilde, çenenin altına kıstırılan ya da elle sıkıca tutulan bir şalla başlarını örtmeleridir.
ALIŞVERİŞ VE TİCARET
İhracat ve İthalat: Sancağın ihracat ve ithalatı, şehrin önde gelen Ermeni tacirlerinden birisi tarafından derlenen ve son beş yılın ortalamalarına dayanan bilgilere göre ekte tablolar halinde gösterilmiştir. Öğrendiğime göre bu dönem içinde ticaret ya aynı kalmış ya da gerilemiştir ve halen canlanacağı yolunda işaretler yoktur.
Dâhili Ticaret: Yiyecek ve giyecek, halı, yorgan, mutfak eşyası, ayakkabı, saraciye, yük hayvanları, koyun ve sığır.
Bazı Fiyatlar
Tiftik, ikinci kalite .............................. Okkası 19-22 kuruş
Yün, yağlı ............................................ Okkası 5.5-6.5 kuruş
Yün, yıkanmış .......................................Okkası 11-11.5 kuruş
Pamuk (Adana’dan) ..............................Okkası 8-8.5 kuruş
Koyun ve keçi derisi .............................Tanesi 10-14 kuruş
Deri, kuru ..............................................Okkası 9-10.5 kuruş
Maroken Deri ........................................Tanesi 25-35 kuruş
Yün keçe ...............................................Arşını 6-12 kuruş
(68 cm)
Eğer takımı (at için) ..............................Tanesi 95-133 kuruş
Çizme, kırmızı maroken ...................... Çifti 30 kuruş
Ayakkabı .............................................. Çifti 20 kuruş
Halı ...................................................... kalitesine göre
Hayvanlar
Deve ........................................ Tanesi 10-25 lira
Deve (damızlık) ...................... Tanesi 10-12 lira
At ............................................ Tanesi 4-20 lira
Katır ........................................ Tanesi 10-20 lira
Eşek ........................................ Tanesi 1-4 lira
Eşek (Kıbrıs) .......................... Tanesi 5-15 lira
Öküz (çift) ............................. Çifti 10-15 lira
İnek ....................................... Tanesi 2-4 lira
Manda (çift) .......................... Çifti 15-25 lira
Koyun (kasplık) .................... Tanesi 40-100 kuruş
Keçi ...................................... Tanesi 25-60 kuruş
Yiyecek vs.
Ekmek (mayasız) ....................... Okkası 1 kuruş
Un (buğday) ............................... Okkası 1.5 kuruş
Buğday (sert ve yumuşak) ......... Okkası 30-40 para
Arpa ........................................... Okkası 1 kuruş
Çavdar ....................................... Okkası 30 para
Et (koyun ve keçi) ..................... Okkası 2.5-3.75 kuruş
Pirinç ......................................... Okkası 3.5-4 kuruş
Tereyağ ..................................... Okkası 12 kuruş
Peynir ....................................... Okkası 4-14 kuruş
Pastırma .................................... Okkası 6-7 kuruş
Şarap (kırmızı ve beyaz ............ Okkası 4-7 kuruş
ikinci kalite)
Rakı ........................................... Okkası 4-15 kuruş
Yumurta .................................... Beş adet 1 kuruş
Şeker ......................................... Okkası 7.5 kuruş
Kahve ........................................ Okkası 14 kuruş
Tuz ............................................ Okkası 3 kuruş
İçyağı (sığır ve koyun) .............. Okkası 10 kuruş
Meyve ve sebze ........................ çok ucuz
Odun kömürü ........................... eşek yükü 35 kuruş
Odun ........................................ eşek yükü 6 kuruş
İhracat ve İthalat Vergileri: Yoktur. Kayseri Belediye Meclisi bazı vergi ve resimleri aşağıdaki gibi uygular: Kesilen sığır başına 2 kuruş, koyun ve keçi başına 20 para, pazarda satılan at vs. için fiyatının %2,5’u, yükte ağır mallardan, altı okkalık bir batman için 3 para ki bu yıl bu yolla elde edilen gelir 1.115 Osmanlı Lirasıydı. Bu şekilde toplanan para, şehirde gerekli çeşitli iyileştirmeler için sarfedilmek yerine, biriktirilmektedir.
Bankalar: On yıl kadar önce Devlet gözetimi altında bir Ziraat Bankası faaliyete geçirilmişti; sermayesi Kayseri Kazası’ndaki her çift öküzden alınan 15 kuruşluk vergilerden elde edilmişti. Böylece elde edilen miktar, resmi faiz haddi olan yıllık % 12 üzerinden tarımla uğraşan sınıflara kredi olarak verilmek amacıyla 115.000 kuruşu bulmuştu. Belediye yetkilileri de anılan faiz oranıyla Banka’ya 4.000 Osmanlı Lirası borç vermişlerdi. Köylülerden başka grupların da bundan yararlandıkları anlaşılıyor. Kredi için arazinin ürünü vs. ya da başka bir teminat isteniyordu. Banka hâlâ faaliyetini sürdürmektedir ancak banknot para nedeniyle hemen hemen batmış olduğu için çok az işlem yapmaktadır.
Tefecilik: Faizle para temini konusunda çok az önlem alınmaktadır. Genel olarak söylemek gerekirse köylüler sıkışık zamanlarında azınlıklar’dan ve başkalarından ürün vs. teminat göstererek % 15 ile % 25 arasında değişen yüksek faizlerle küçük miktarlarda borç alabilmektedirler. Faizle borç para verenler resmi faiz haddinin üzerinde bir faiz ödemesini garanti etmek için ya borçlunun sözüne güvenmekte ya da verdikleri borçtan daha büyük bir miktar üzerinden borç senedi düzenlenmektedirler. Bir Hıristiyan’ın borç vermesi halinde, Mahkemelerde azınlıkların şahitliği yeterli olmadığı için zaman zaman iki Müslüman tanık gösterilmekte, böyle durumlarda ise yalnızca resmî faiz haddi üzerinden işlem yapılmaktadır.
TARIM
Toprağın Niteliği: Genellikle toprağın kalitesi, toz ve taştan başka bir şey olmadığı için çok istikrarsız ve yetersizdir; toprak bazı yüksek arazilerde daha koyu bir görünüm almakla birlikte, buralarda bile topraktan ziyade özlü bir toz niteliğindedir. Ara sıra görülen sağnak yağmurlar dışında yöre, Haziran’dan Kasım’a kadar hemen hemen hiç yağış almaz ve Temmuz- Ağustos’ta çoğu kez gölgede 100 derece Fahrenheit’a (38 ° C ) ulaşan yoğun sıcaklık toprağa kavrulmuş, kıraç bir görünüm verir ki bunun bir parça değiştiği yerler köylerin içi ve civarında yapay sulama ile elde edilen meyve ağaçlarının ve bağların yeşilliğidir. Bir kez Kayseri’den ve onu çevreleyen köylerden çıkılınca göz, her yönde alabildiğine uzanan dalga dalga sarı tepelerden başka bir şey seçemez; ıssız ve ağaçsız manzaranın korkunç monotonluğunu hafifleten tek şey Erciyes Dağı’dır.
Tarıma Açılmış Arazinin Oranı: Sancağa ilişkin olarak kabaca yapmış olduğum bir araştırmaya göre, ekili arazinin 2.925 mil kare (7488 km2) olduğunu tahmin ediyorum. Resmi istatistikler 2.291.775 dönüm arazinin ekili olduğunu göstermekle birlikte bunun ekilebilir tüm araziyi kapsadığı unutulmamalıdır. Kural olarak tahıl arazisi yalnızca iki yılda bir ekilmektedir ve bu da ekili araziyi bir yılda en az üçte bir oranında azaltmaktadır; ayrıca kuşku yok ki ekili arazi olarak gösterilen ancak boş duran topraklar da vardır ama bu çok fazla değildir. Toplamı dikkate alarak, tarıma açılmış olan arazinin dörtte bir oranında olduğunu tahmin ediyorum.
Ürünün Niteliği ve Miktarı: Hububat; buğday, arpa, çavdar ve az miktarda darıdır. Ortalama verim, normal bir yılda 1’e 3 ile 6, iyi bir yılda ise 6 ile 10 arasında değişir; yılın iyiliği bahar ve yaz başındaki yağışa bağlıdır. Mümkün olan yerlerde yapay sulama yapılmaktadır.
Yerel talep için yeterli ve miktar olarak bol olan sebzeler Kayseri civarında ve köylerde yetiştirilir ancak kalitesiz toprak ve yetersiz sulama nedeniyle görünümleri iyi olmakla birlikte tatsız ve lezzetsizdir. Bunlar, patates, lahana, sakız kabağı, her çeşit soğan, salatalık, ıspanak, pancar, maydanoz, marul, patlıcan, bamya, taze fasulye, bakla, domates, turp, bezelye, kabak, yer elması, biber, keten tohumu, kendir, havuç, şalgam, tere ve hayvana yedirilen bir çeşit iri pancardır.
Kural olarak lezzetsiz olan meyveler ise elma, kayısı, üzüm, kavun, karpuz, şeftali, dut, erik, ayva, kiraz, badem ve cevizdir.
Hayvansal Ürünler: İnek, koyun ve keçi sütü, bu hayvanların yediği değişik besinler nedeniyle o denli kalitesizdir ki bu sütlerden yapılan tereyağ ve peynir neredeyse yenilemeyecek durumdadır. Bal ve yumurta bol olarak tüketilen gıdalardandır.
BAYINDIRLIK İŞLERİ
Yollar: Kayseri Sancağı’nda hakkıyla yol olarak nitelenebilecek pek bir şey yoktur; yalnızca ayak veya tekerlek izleri vardır. Bataklık yerlerde, yalnızca develerin geçişine elverişli pek kötü döşenmiş kaldırımlara rastlanabilir ama genel olarak herhangi bir şekilde trafiği kolaylaştırmak için hiçbir şey yapılmamaktadır. Yaz aylarında arabalar kuzeye doğru, Sivas, Yozgat ve Ankara’ya ulaşabilir; ancak sancak içinde diğer yönlere tekerlekli ulaşım olanaklı değildir. Yörenin en önemli çıkış yolu güneydeki Mersin’dir ve yakın bir gelecekte herhangi bir demiryolu projesinde Kayseri’nin şansının çok düşük olduğu dikkate alınırsa bu yönde iyi bir yol yapılması çok büyük önem taşımaktadır. Son yedi ay içinde burada bir mühendis görevlendirilmiş ve son birkaç gün içinde de emrine birkaç adam verilerek yol çalışmasına başlanmıştır. Sistem zorunlu çalışmaya dayanmaktadır ve her erkek yılda dört gün çalışmak mükellefiyeti altındadır. Yolun, sancağın sınırlarına kadar olan bölümün, etkin bir çalışmayla bir yıl ya da 18 ay içinde bitirilmemesi için hiçbir sebeb yoktur, ancak Devlet, insanları bir araya getirmek konusunda oldukça güçsüz görünmekte ve yetkililer yapılan her şeye pasif bir muhalefet göstermeseler bile her zamanki kayıtsızlıkla yaklaşmaktadırlar. Kullanılabilecek hazır para yoktur. Bir kişinin yerine başka bir kişinin emek mükellefiyetini üstlenmesine izin verilir; hiç kuşkusuz israf edileceği için bunun para karşılığını üstlenmesine izin verilmez ki bu doğru olabilir; ama yolun vasıflı işgücü gerektiren belirli kesimlerinin ücretli işgücü olmadan nasıl yapılabileceğini anlamak zordur. Şu sıralar yolun bazı kesimlerinin belirli sürelerde tamamlanmak ve tamamlayamayanlara ağır cezalar vermek koşuluyla müteahhitler işin nasıl yapılacağına ilişkin kendi düzenlemelerini yapacaklardır ve Devlet yasayla izin verilen dört günlük işgücü mükellefiyetini sağlayacak ve eğer müteahhitler bunun para karşılığını kabul etmek isterlerse bu kendilerinin bileceği bir iş olacaktır. İş Devletin elinde kaldığı sürece gerçek bir ilerleme konusunda hiçbir umut olmadığını düşündüğüm için bunun iyi bir düzenleme olduğunu sanmıyorum. Şimdi mevsim çok fazla bir şey yapmaya elvermeyecek kadar ilerlemiştir; bununla birlikte bir başlangıç yapmak da önemlidir ve gelecek yıl, yalnızca bu sancakta değil, Niğde (Konya Vilâyeti) ve Adana yörelerindeki yollar boyunca belirli bir ilerleme kaydedildiğini rapor edebilmeği umarım. Bu sancakta pek fazla güçlük yoktur; yol İncesu ve Karahisar’dan geçmektedir ve tümüyle düzdür. Kısa sürede yolun diğer kesimlerini de teftiş etmek olanağını bulmayı ve Niğde ve Adana’daki yetkilileri meseleyi ele alma konusunda teşvik etmeyi umuyorum.
Kanallar: Sulama amacıyla kullanılan ve ilgili kişilerce yapılan ya da onarılan küçük suyollarından başka kanal yoktur.
Kayseri ovasını ve yol üzerindeki köyleri sulamak amacıyla ZamantıSuyu’ndan su getirmek için bir söylenti vardır; kaba bir tahminle maliyet 20.000-30.000 Osmanlı lirasıdır ve plânın yapılabilirliği konusunda, ilgili mühendis kısa sürede bir rapor düzenleyecektir. Bu ise onu yol işinden alıkoyacak ve ne para, ne de girişim ruhu olmadığı için verimsiz bir macera olacaktır.
Köprüler: Ankara yolunda, Kızılırmak üstünde, eskiden yapılmış, üstü kaba taşlarla döşenmiş, oldukça iyi durumda muhkem taş bir köprü vardır (Tekgöz). Aynı nehrin üstünde, dört saatlik mesafede, Boğazlıyan ve Yozgat yolu güzergâhında oldukça iyi durumda bir başka taş köprü daha vardır (Çokgöz) ve Sancağın hemen dışında Palas’ın ötesinde aynı nehir üstünde bir üçüncü köprü bulunmaktadır. Daha küçük ırmaklar ve dereler üstündeki köprüler ise çok kötü durumdadır.
Telgraf: Sancak’taki tek telgraf istasyonu Kayseri’dedir. Hattın iki bağlantısı vardır. Birisi Boğazlıyan ve Yozgat diğeri Ürgüp, Nevşehir, Niğde ve Konya yönündedir. Haberleşme yalnızca Türkçe yapılmaktadır ve mesajların gönderilmesi ve alınması son derece yetersiz ve yavaştır. EasternTelegraphCompany’nin (Şark Telgraf Kumpanyası) teklifi kabul edilmiş olsaydı, etkin bir yönetim altında halkın kısa sürede telgrafın yararlarını anlamış olacağı ve bundan yararlanacağından hiç kuşku duyulmamalıdır. Mevcut durumuyla Devletin haberleşmesi dışında telgraftan çok az yararlanılmaktadır. Burası özellikle telgrafın haberleşmesi için çok uygun bir ülkedir. Mesajların yerine hemen hemen hiç ulaşamaması mevcut durumun bir sonucudur. Hatların, aletlerin ve bataryaların bakımı ancak bu kadar kötü olabilir; karmaşık devre sistemleri yalnızca gecikmeyen neden olmaktadır; memurların yetersizliği, bürolardaki ileri derecedeki düzensizlik, Telgraf İdaresi’nin verimsiz ve neredeyse tümüyle kullanılmaz durumda olması için tek başına yeterlidir.
Posta: Yalnızca İstanbul yönünde doğru düzgün örgütlenmiş bir posta hizmeti mevcuttur. Sekiz gün önce İstanbul’dan gönderilen mektuplar, Pazartesi günü dağılmaktadır. Giden mektuplar ise çarşamba öğleden sonraları İncesu, Nevşehir ve Ankara üzerinden İstanbul’a gönderilmektedir ve servis çok düzenlidir. Kuzey’e, Sivas’a gidecek mektuplarla Adana ve diğer yerlere gönderilecek mektupların kaderi şansa bağlıdır ve genellikle rastlantıya bağlı transit yolcuların insafına terkedilmektedir.
GENEL OLARAK
Arazi Tasarruf Biçimi: Kayseri Sancağı’nda tarıma açılmış arazinin büyük kısmı “mülk” yani başlangıçta satın alınma yoluyla değilde geçerli bir sebeb olmaksızın üst üste üç yıldan fazla boş bırakılmayacağı, boş bırakılması halinde yeniden Devlet’e devredileceği koşuluyla elde edilen tamamıyla kişilerin özel mülkiyeti altında olan arazidir. Ancak bu koşul bile yerine getirilememektedir. Belki aşağı yukarı dörtte biri, Devlet ya da özel kişiler tarafından dini teşkilâtlara ya da Devlet tarafından üstün hizmet vs. karşılığında özel kişilere tahsis edilen “mevkuf” ya da “vakıf” arazidir.
Vergi: 1. Aşar ya da ürünün onda biri. Bu vergi genellikle köyler ya da köy topluluklarınca en yüksek bedeli taahhüt edeni açık artırma yoluyla ihale edilmektedir. Bu “mültezim“lerin (aşrı satın alanlar) zorbalıkları ve rezillikleri tarif etmeye gerek göstermeyecek kadar iyi bilinmektedir.
Kayseri Kazası’nda yıllık belirli bir miktar vergi ödenmesi için yeni bir sistem denenmektedir. Arazi en iyiden en kötüye son beş senenin ortalamasına göre birinci, ikinci ve üçüncü kalite olarak sınıflandırılmakta ve ona göre vergilendirilmektedir. Böylelikle herkes ne ödeyeceğini bilmekte ve ürünü toplamada gecikme olmamaktadır. Bunun tarımsal kesim için büyük bir nimet olduğu ve her yerde uygulanması gerektiği konusunda en küçük bir şüphe yoktur. Bu sistemin daha iyi tarım yapılabilmesi için halkın yararına olduğu şimdiden anlaşılmaya başlanmıştır. Her ne kadar mevsim yalnızca makul ölçülerde iyi geçmiş ve dolayısıyla oranlar yüksek görünmüşse de yeni sistemin değerini halk anlamaktadır. Kaza dışındaki pek çok yerde ürünün hala açıkta “mültezim”i beklemesine karşılık burada ürün harmanlanmış ve engelleme ve gecikme olmaksızın bir ay kadar önce ambarlara kaldırılmıştır. İki sistem arasındaki fark çok belirgindir ve daha fakir kesimler arasında sistemin yaygınlaştırılması için genel bir arzu söz konusudur. Çiftlikleri başkaları tarafından işletilen büyük toprak sahipleri arasında bir miktar şaşkınlık vardır. İlerde büyük toprak sahipleri vergiden sorumlu olacaklardır ve bu yıl çiftçiler kime ve ne kadar ödeyeceklerini bilememektedirler. Tahminime göre büyük toprak sahiplerinin sorumlu olmaları ve meseleyi kiracılarıyla aralarında halletmeleri gerekir. Dolayısıyla yeni sistemden herhangi bir yarar sağlamaları pek olanaklı görünmemektedir. Beyle ve Ağalar tarafından sisteme büyük bir mukavemet gösterilmesi ise çok doğaldır. “Mültezim”lere zorbalıklarında yardımcı olmak, kendi sorumluluklarından kaçınmak ve kendileri mültezimlik yapmak yerine şimdi kendi paylarına düşeni ödemek zorunda kalacaklardır. Doğal olarak kendilerini gelir kaynaklarından mahrum edecek bir sistemin yaygınlaştırılmasını önlemek için ellerinden geleni yapacaklardır. Engellemelerinin etkili olup olmayacağını görmek için beklemek gerekir. Ancak en azından bu çok gerekli reformun yaygın olarak uygulanmasını geciktirme konusunda etkili olmaları muhtemeldir.
2. “Emlak” (ev ve arazi vergisi) her 1.000 kuruşa 4 kuruş hesabıyla bu tür gayri menkullerden alınır. Tüm dükkânların ve evlerin 20.000 kuruş üzerinden ya da daha fazla değerlendirilmesi durumunda bu oranın iki katı uygulanmaktadır.
3. Gelir vergisi %3olarak uygulanmaktadır
4. Askerlikten muafiyet vergisi (Bedel-i Askeri), her erkek başına 27 kuruş üzerinden hesaplânmaktadır ve verginin toplanması köyün ya da mahallenin kocabaşısının görevidir. Öyle sanıyorum ki papazlar, akıl hastaları, özürlüler vs. ile 15-60 yaş sınırının dışında kalan erkeklerin bu vergiden muaf tutulması için zaman zaman çeşitli Hatt-ı Humayun ve Kararnameler yayınlaşmıştır. Ancak Hazine-i Humayun’un bu tür merhametli emirnamelerden zarar görmemesi gerektiği konusunda genel bir kural vardır ve pratikte tüm öncekiler (emirler) geçersiz kalmaktadır. Vergi, toplam erkek sayısı esas alınarak kişi başına 27 kuruş üzerinden hesaplânmakta ve görevlilerce toplanması gereken miktar bu olmaktadır. Bazı erkeklerin mevcut olmayışı ya da bazılarının yıllardır kayıp oluşu ölüm belgesi bulunmadığı sürece bunların toplama dâhil edilmesini önlememekte ve birisinin söz konusu 27 kuruşu bulması gerekmektedir. Hükümetler azınlıklardan gerekli miktarı istediği şekilde toplamaktadır. Askere gitmek istemeyen Türkler ise 50 Osmanlı Lirası muafiyet bedeli ya da, yerlerine bir başkasını bulurlarsa, daha az bir miktar ödemektedirler.
5. “Ağnam” (koyun ve keçi vergisi) hayvan başına 3.5 kuruştur ve bu yıl 513.624 kuruş hasılat sağlanmıştır.
6. Şarap ve ispirtolu içkilerden öşür alınır.
7. “Kitre” (geven zamkı) ve sarı cehriden de öşür alınır. Bu da iltizama verilmektedir ve bu yıl sarı cehri 141.000 kuruş hâsılat getirmiştir.
İltizama verilmeyen vergiler, her köyün İhtiyar Heyeti‘nce bu iç için tayin edilen bir görevli tarafından toplanmakta ve para gerektiğinde olur olmaz zamanlarda gönderilen vergi tahsildarlarına ya da zaptiyelere teslim edilmekte bunlar tarafından vilâyet merkezine ulaştırılmaktadır. Bu yıl 14 yardımcısı olan bir baş tahsildar atanmıştır; bunların maaşları topladıkları vergi miktarına göre belirlenmektedir ve görevlerini herhangi bir koruma olmaksızın yapmaktadırlar. Ancak sistemin başarılı olmadığını ve merkez kaza dışında bu görevin yeniden zaptiyelere bırakıldığını duyuyorum.
Kamu Güvenliği Önlemleri: Kasaba ve büyük köylerde zaptiyeler ve sancakta bir-iki karakol bulunmakta; bu işe yaramayan bu adamlar buralarda görevlendirilmektedir. Ancak kural olarak halk yollarda tehlikeyi göze almakta ve grup olarak seyahat etmek ve silah taşımak suretiyle genellikle nispeten güven içinde bulunmaktadır. Ara sıra bir soygun ya da cinayet meydana gelmekte ve o zaman bir grup zaptiye ya da yaklaşık 100 kadarı burada görevlendirilmiş olan süvarilerden bir kısmı olayın meydana geldiği yere, gövde gösterisi yapmak üzere gönderilmekte ve her hangi bir şey yapmayı başarmaksızın köylülerin sırtına yük olmaktadırlar. Genellikle bu yörede, Çerkezlerin bulunmayışı ve soyguncuları cezp edecek türden çok az trafik oluşu gerçeğine bağlı olarak şaşılacak kadar az eşkiyalık olmaktadır. Buna rağmen bu konuda bir hayli endişe mevcuttur; abartılmış ya da asılsız hikâyeler zaman zaman kulağımıza gelmektedir. Yakın çevrede örgütlü bir soyguncu çetesi yoktur; Aksaray ve Aziziye ‘ li Çerkezlerin arada sırada bir saldırı düzenlediklerine ve bir yada iki atı alıp götürdüklerine inanılmaktadır. Ancak onların aşırı cüretleri bile soygunu tahrik eden Posta ‘ya saldırılmasına hiçbir zaman yol açmamıştır.
Güvenlik Gücü: Güvenlik gücünün dağılım şöyledir. Kayseri şehri, 1 Binbaşı, 2 Yüzbaşı, 2 Mülazım-ı Sani, 7 Çavuş, 13 Onbaşı, 33 Piyade 26 atlı erat olmak üzere toplam 86 kişi. Kayseri’nin köyleri 9 piyade, 16 süvari toplam 25. İncesu Kazası, 3 piyade, 11 süvari toplam 14 ya da hepsi birlikte 143 kişi. Ülkenin durumu dikkate alındığında bu sayı, küçük süvari gücüyle birlikte kamu güvenliğini sağlamak açısından oldukça yeterli sayılmalıdır.
Maaşlar: Binbaşı 800 kuruş, Yüzbaşı 400 kuruş, Süvari Mülazim-i Evvel 300 kuruş, Süvari Mülazim-i Sani 150 kuruş, Süvari Çavuş 110 kuruş, Süvari Onbaşı 110 kuruş, Süvari Er 100 kuruş; piyadeler için Mülazim-i Evvel 250 kuruş, Mülazim-i Sani 150 kuruş, Çavuş 100 kuruş, Onbaşı 90 kuruş, Er 80 kuruş aylık, ya zamanında verilmeyen ya da çok kalitesiz olduğu için hemen parçalanan çizme ve üniforma da temin edilmektedir. Adamların kılık kıyafeti çok çirkindir ve çoğu kez giysilerini kendileri temin etmektedirler. Ayrıca tayın ve arpa bedeli olarak, ekmek, arpa vs. fiyatlarına göre değişen ve 3/4 okka ekmek, 3 okka arpa ve biraz saman almaya yeteceği varsayılan nakdî tahsisatları da vardır.
Süvariler vergi toplamı, şahitleri çağırma, resmi yazıları getirip götürme, Posta ve genel koruma işlerinde istihdam edilmektedirler. Yaya zaptiyeler ise daire hizmetleri, kahve pişirmek, sigara sarmak vs. işlerle hapishanede ve kamu binalarında nöbet hizmetlerinde şahitleri bulmak ve karanlık bastıktan sonra sokaklarda devriye gezmek gibi işlerde kullanılmaktadırlar. Maaşları 2 ay gecikmeyle ödenmektedir.
Adalet İşleri: Bu yılın başlarında Ankara Vilâyeti’ne yeni atanan (Adliye) Müfettişi ‘nin çabalarıyla, Mahkemeler bütünüyle yeniden örgütlenmiştir. Üç tür Mahkeme vardır: 1-Bidayet ya da Hukuk Mahkemesi 2-Cinayet ya da Ceza Mahkemesi 3-Ticaret Mahkemesi
1. Hukuk Mahkemesi: Yargıç olan Reis’e ikisi Müslüman, ikisi dört üye
yardım etmektedir. Bu Mahkeme alt bölümlere ayrılmıştır. Yalnızca Müslümanlar arasındaki dinsel nitelikteki davalara, eğer taraflar isterlerse Kur’an ve Şeriat hükümlerine göre (gerekirse Müftü’nün de yardımıyla) , Yargıç tek başına bakacaktır. Yalnızca lar arasındaki ya da bir Müslümanla arasındaki ya da yalnızca Müslümanlar arasındaki davalar, eğer taraflar isterlerse, Yargıç ve diğer mahkeme üyelerinin huzuruna getirilecek ve hukuk yasaları Mecelle’ye göre hüküm verilecektir. Mecelle , uzun bir süre önce Kur’an ‘dan telif edilen ve sürekli olarak yeni hükümler eklenen bir derlemedir. Sanıyorum ki Kur’an’daki uyuşmazlık ve çelişkileri mevcut hukuk yasalarıyla çatışmayacak şekilde bağdaştırarak Kur’an’ı pratik ve halkın kabul edebileceği bir biçimde sunma girişimidir. Ancak Türkler, insanların yaptıkları yasalardan hoşlanmama duygusunu aşamamışlardır ve bidayet mahkemeleri’nin bu yanının toptan ilgasını kendilerinden geçerek selamlayacaklardır. Duruşmalar halka açık olarak yapılır ve kararlar genellikle danışılarak alınır ama yargıcın çoğunluğun kararına aykırı bir hüküm verme yetkisi verme yetkisi vardır.
2. Cinayet ya da Ceza Mahkemesi: Reis-yardımcısı İstanbul’dan atanır ve ikisi Müslüman, ikisi Hıristiyan olmak üzere dört üyesi vardır. Mahkeme, önüne gelen bütün davaları, ya şahitleri dinleyerek, ya üyelerden birinin huzurunda katip tarafından zaptedilen ve okunan yazılı ifadelere göre ya da her iki şekilde halka açık olarak görür ve hüküm çoğunluğunun kararına uygun olarak ve Mahkemenin gerekli göreceği açıklamaları içerecek şekilde verilir ve davaya ilişkin bütün evrak Yargıca sunulduktan sonra hüküm Mahkemede herkesin önünde Yargıç tarafından açıklanır.
3. Ticaret Mahkemesi ‘nde reis bir Hıristiyan’dır ve kendisine üçü Müslüman, üçü de Hıristiyan olmak üzere altı üye yardım eder. Yargılama usulü ceza mahkemesininkine benzer ancak hüküm mahkeme reisince yargıça sunulmadan açıklanır. İlk duruşmada layihalar yazılı olarak yargıça sunulur ve yargıç davanın üç mahkemeden hangisinde görülmesi gerektiğine karar verir. Daha önceleri bu yetki mutasarrıfın elinde idi.
Ticaret mahkemesi üyelerinden dördü Kayseri tüccarı tarafından iki sene için seçilir; yeniden seçilmek mümkün olmakla birlikte aynı kişi ara vermeksizin dört seneden fazla görev yapamaz. Mahkemenin reisi ve iki üyesi İstanbul tarafından atanır.
Ceza mahkemesi’nin üyeleri müfettiş (adliye), mutasarrıf, yargıç ve müddeiumumî tarafından seçilir.
Bidayet mahkemesi’nin üyeleri halk tarafından seçilmiştir. İdare meclisi 12 isim belirlemiş ve bu liste Kayseri kazasındaki her köyün ihtiyar heyeti’ne sunulmuş ve onlar 12 üyeden 8’ini seçmişlerdir. Bu seçilenlerden en yüksek oyu alanlara göre yeni bir liste yapılmıştır. İdare meclisince belirlenen ilk liste, 8 kişi seçmek üzere her kazanın (köylerin değil) idare meclisleri’ne sunulmuş ve her üç kaza’dan gelen listelerden en çok oyu alan 8 kişi vali’ye sunulmuş ve vali, mahkeme’nin dört üyesini belirlemiştir. Aynı zamanda mahkemeler yeniden örgütlenirken bir Rum da müddeiumumî olarak tayin edilmiştir. Bu görevli ceza davalarında hükmü etkileyebilecek yasal ayrıntılar konusunda Yargıç’ın danıştığı bir tür savcıdır.
(1879’da bidayet mahkeme meclisi seçimi öncesi ayarlamalarına göre, mecliste üç Müslüman ve iki gayrı-Müslim (biri Rum diğeri Ermeni) olmasına karar verilmiş ve seçilmiş üye sayısı dört kişiyle sınırlandırılmıştı. Fakat seçim öncesinde Protestan topluluğu da meclise katılma talebini belirtmişti. Sonunda daha önce seçilmiş Müslüman üyelerden birisi elenip yerini Protestan temsilciye bıraktığı halde, meclisin Protestanların talebine cevapları ilk başlarda olumsuzdur.)
Ceza mahkemesinin reis yardımcısı yaklaşık bir yıl önce görevden uzaklaştırılmış ve yerine bir başkası atanmamıştır; dolayısıyla işler gecikmeyle yürümektedir. Hem hukuk hem de ceza mahkemelerine yargıç reislik eder. Yargıcın akıllı birisi olduğunu sanıyorum; ancak iki yıllık süresi gelecek yılın başında dolacaktır ve bu onun enerjisini etkilemektedir. Yeni düzenlemeden sonra adalet işlerine olan güvenin arttığı söyleniyor ancak bunu kanıtlayacak ayrıntılara ulaşamıyorum. Bu iddia fazla abartılmamalıdır; kişisel olarak ben buna inanmak için fazla neden görmüyorum.
Kişinin özgürlüğünü sınırlandırmanın ötesinde hapishane yaşamı pek de kötü değildir. Buraya yaptığım ziyaret sırasında, içerde hepsi Türk olan 150 kişilik bir ayak takımının bulunduğunu söylediler. Bu adamlar, uyumak, sohbet etmek, sigara içmek, çubuk satın almak, başlık yapmak, vs. gibi, istedikleri işlerle meşgul oluyorlardı. Bir kaç tanesi zincire vurulmuştu ve kapıda da yarı uyuklayan bir zaptiye duruyordu.
Bütün mahkemelerde azınlıkların şahitliği görünüşte kabul ediliyor ama ön yargı nedeniyle bunlar “şahit” olarak değil de “muhbir” olarak niteleniyorlar.
Yemin, dini cemaatlerin başkanları ya da onların temsilcileri tarafından verdiriliyor. Çoğu kez bu iş için şahidi bir zaptiye eşliğinde uzak yerlere uzak yerlere göndermek gerekiyor ki bu da oldukça gereksiz güçlüklere ve gecikmelere yol açıyor.
Maliye İdaresi: Bu İdare’nin başında Ankara’daki defterdara doğrudan bağlı olan muhasebeci bulunuyor. Kendisi mali işler konusunda çok ketumdur; ancak bu Sancağın gelirleri hakkında aşağıdaki bilgilerin oldukça doğru olduğunu sanıyorum.
Kuruş
------------
Kayseri Kazası ( tahmini Aşar bedeli ) 1.256.583
İncesu Kazası ( Aşar “ “ ) 267.500
Develi Kazası ( Aşar “ “ ) 612.424
Askerlikten Muafiyet Vergisi ( lar ) 837.526
Koyun ve Keçi Vergisi ( Ağnam ) 513.624
Şarap ve ispirtolu içkiler 15.612
Gelir Vergisi
Ev ve Arazi Vergisi ( Emlak ) 2.000.000
Sarı Cerhi 141.000
Kitre ( Geven Zamkı ) 140.000
Tütün, Tuz ve Ruhsatlar 184.388
Alçı İşletmesi Geliri 32.000
------------
TOPLAM 6.000.657
Sağlık İşleri: Kusurlu lağım sistemini, önemsenmeyen su kaynaklarını çöp ve kopmuş maddeleri dikkate almazsanız Kayseri şehri sağlık yönünden çok iyi durumdadır. Temmuz ve Ağustos’ta aşırı derecede sıcak olur ve şehir sakinlerinin büyükçe bir kısmı kendilerini bağlara atarlar ve bu, hiç kuşkusuz, salgın hastalıklarda korunmaya katkıda bulunur. Kışları Aralık ortalarından Şubat sonuna ya da Mart başına kadar bol kar ve soğuk olur. Diğer mevsimlerin iklimi lâtifdir.
Köyler de sağlık yönünden çok iyidir. Sulak çayırların yakınındaki alçak köylerin bazısında bilinen hafif seyreden sıtma egemendir. Bir iki köyde de tifo görülür.
Yerlilerde göz hastalıkları vardır ve son yıllarda “Antep çıbanı” görülmektedir ve artış halindedir. Mesane taşı vakalarının bir hayli çok olduğu anlaşılmaktadır ve bana bilgi veren bir doktor, son birkaç yılda altmış taş aldığını yalnızca bir vakanın kötü sonuçlandığını söylemiştir. Ama sanırım bunu kolay kabul edilebilir bir şey olarak almamak gerekmektedir. Güneş çarpması ve köpekler arasında kuduz görülmez. Çocuklarda çiçek hastalığı çok yaygındır ama nadir olarak öldürücü bir karakter arz eder. Aşının değeri, Müslümanlar tarafından bile bilinmektedir. İshalin yabancılara musallat olduğu anlaşılmaktadır ve bundan kurtulunması çok zordur. Bu yıl oldukça yaygındır.
Erzak ve Hayvan Miktarı: Buğday, arpa vs. miktarı mevsime göre değişmektedir. Bir sonraki hasata kadar yeterli miktarı saklamak âdettendir. Sancak’tan tahıl ihraç edilmesine karşılık, yerel tüketime yetecek kadar ürün elde edilmediğini, Yozgat vb. yerlerden tahıl alındığını ve daha sonra ihraç edildiğini öğrendim.
1878’de derlenen resmi bir Rapor şu sayıları vermektedir. 4.130 at; 6.618 katır; 5.550 eşek; 8.674 inek; 6.161 inek ve 152 deve.
Eşek sayısının çok daha fazla, en azından 15.000 kadar olduğunu sanıyorum. Koyun ve keçilerin sayısı 147.142’dir.
Belirli zamanlarda yakacak darlığı görülür. Odunun büyük bir kısmı 18 saatlik mesafeden getirilmektedir. Kağnı dışında tekerlekli ulaşım yoktur.
Düşünceler:
Ülkenin asıl felaketinin kokuşmuşluk, yolsuzluk olduğu anlaşılmaktadır. Her türlü ilerleme ve reformu, tarafsız, hukuka uygun yönetimi etkili bir şekilde engelleyen budur. Kokuşmuşluğun, yolsuzluğun kaynağı İstanbul’da da olduğundan, vilâyetlere düşen damlaların da iğrenç olmasından daha doğal ne olabilir. Bir kokuşmuşluk ve entrika atmosferinde doğmuş ve büyümüş görevlilerin maruz bulundukları kötülüğe teşvik edici etkilere boyun eğmekten başka ne yapmaları beklenebilir? Ancak bu denli koşullanmış olmasa ve gerçekten aydınlanmış, muktedir, enerjik ve dürüst bir insan-böyle kimi insanların bulunabileceğine inanıyorum-kendisini resmi bir görevde bulabilse bile, etrafını saran koşullar nedeniyle iyi bir şey yapma konusunda etkisiz kalacaktır.
Halk arasında ve Meclis’lerde çok güçlü olan ve kendi rahatlarına ve muhtemelen felaketlerine yol açacak her türlü reform ve iyileşmeyi hep birlikte hareket ederek engellemeye çalışan ağalar, beyler ve yerel egemenlerin arasına girecektir. Göreve yeni atanmış bir yetkilinin önünde üç seçenek vardır: Beylerden yana çıkıp bilinen yararları derleyebilir ve böylelikle ya mevcut durumun korunmasına ya da daha kötüleşmesine yol açabilir; eğer amacı aldığı maaş ise kokuşmuş bir yetkilinin aşağılık durumuna düşmeyerek kendini uzakta tutabilir ve her tarafta kötülüğü görüp bir şey yapamayan bir hiç olur; ya da ayağını yere vurup, “Bu durum böyle devam edemez” diyebilir ki o zaman bütün yerel güçleri karşısına alır ve çok kısa bir süre içinde kesinlikle ya görevden alınır ya da başka yere tayin edilir. Bu son gruba dâhil olan birisine ben henüz rastlamadım. Görevlilerden pek çoğu şu ya da bu şekilde bu görevi elde edebilmek için para harcamışlardır ve işlerine dört elle sarılarak bundan elde edebilmek için para harcamışlardır ve işlerine dört elle sarılarak bundan elde edebileceklerinin azamisini elde etmeye bakarlar. Bu durumun Avrupa’da çok iyi bilindiğinin farkındayım ancak kötülüklerin bütünüyle anlaşılabilmesi için bu durumun görülmesi gerektiğine inanıyorum. Bu yerel tiranlarla başedebilmek için çabuk ve kolay bir yol görünmemektedir. Kaynağın temizlenmesini de çabuk ve kolay bir yolu yoktur. Ancak bunların etki alanlarını tedricen ve nerdeyse fark ettirmeden daraltan sürekli bir dış baskı ile ülke halen altında inlemekte olduğu esaretin zehirli etkilerinden yavaş yavaş kurtarılabilir. Bunların gücünün daha şimdiden azaltılmış olduğuna inanıyorum. Aşar yerine belirli bir miktar nakit ödenmesine dayanan yeni vergi sisteminin başlatılması, etkileri ve faaliyetleri ile yukarı sınıfların eğitimsiz ve uysal kafalar üzerindeki baskısını artıran ve güçleri olduğundan fazla görülen toplumun bu baş belalarının, “mültezim”lerin elinden ülkeyi kurtaracak; diyorum ki, bu sistemin genel olarak uygulanması bunların nüfuzuna büyük bir darbe olacaktır. Daha şimdiden, bir tek kazasında uygulama alanı bulan bu yörede, Beyler korkmaya başlamışlardır. Halkı buna karşı kışkırtarak, engellemek için ellerinden geleni esirgemeyerek, uygulamayı bütünüyle durdurmak için olması bile en azından gelişmesini ve genel olarak uygulanmasını yavaşlatmak üzere yapabilecekleri her şeyi, öyle inanıyorum ki çok daha fazla etkili olmadan, yapmaktadırlar. Avrupalı müfettişlerin de yer alacağı (vergi belirleme) meclislerin kurulması bunlara daha büyük bir darbe olacaktır. Halk bir kez ülkede adaletin var olduğunu anlarsa, ki bu inancın oluşması biraz zaman alacaktır, yaltaklanmaktan ve kendilerini ezenlere köle gibi boyun eğmekten kurtulacaklar ve yavaş yavaş zincirlerini kıracaklardır.
İkinci husus eğitimdir. Türkler arasındaki bu kokuşmuşluk, taassub; azınlıklar arasındaki yalancılık ve hilekârlık alışkanlığı, öyle sanıyorum ki, büyük ölçüde cehaletin bir sonucudur. Müslümanların, Kur’an’a ilişkin sınırlı bilgiler dışında, tümüyle karanlıkta oldukları söylenebilir. Azınlıklar ise, Amerikalı misyonerlerin ve diğerlerinin çabaları dikkate alınmazsa, eğitimin gerekliliğini anlamakta çok yavaştırlar. Eğitim amaçları için hükümetin harcama yapmaya söz vermesi, bunun gerçekleşmesinin sağlanması halinde, eğitim kıpırdanışını sağlam bir temele oturtma yolunda şimdi yeni bir olanak yaratmaktadır. Artık gerekli olan, bir çatı altında, bütün din ve mezheplere eşitlikle uygulanacak ve hayata geçirilmesi oldukça mümkün bulunan, genel ve tümüyle laik bir eğitimdir; ancak eğitim nimetinin yararlı sonuçlarının takdir edilmesinin zamana bırakılması gerekir.
İngiltere’de hukuk mahkemelerinin alanına giren (birden fazla kadınla evlilik, zina, boşanma, sözünden dönme vs.) sosyal ve ahlaki sorunların, Ermeni ve Rum dini cemaatlere bırakılması, bana dikkat edilmesi gereken bir husus olarak görülüyor. Bu gibi sorunların şu aşamada Bidayet Mahkemelerine bırakılması zamanının gelip gelmediği konusunda bir fikir beyan etme konusunda yetkili değilim; ancak mevcut düzenlemenin tek etkisi, halkın adalet için başka bir yöne yüz çevirmesini onlara öğütleyerek tebaanın uygun otoriteden başka yere yönelmesine ve devlet otoritesine yabancılaşmasına ve ayrıca iki kilise arasındaki suiistimal ve skandallara neden olabilir.
Temas etmek istediğim bir diğer husus, bayındırlık işleridir. Bu konu, Hükümetin harcama yapma sözü vermesinden sonra şimdi büyük bir hız kazanacaktır. Ülkenin kalkınması ve refahı, iyi yolların yapımıyla büyük ölçüde hızlanacaktır. Bu yörede başarı şansı olan bir demiryolunun açılması zamanının gelmiş olduğunu sanmıyorum; bu aşamada yapılması gereken tek şey köprüler, kemerler, geçitler vs. inşa ederek ve aslında vasıflı işçi kullanarak ulaşılması güç yerleri tekerlekli ulaşıma açmaktır. Şimdiye kadar parasızlık, zorunlu çalışma mükellefiyetiyle, gerekli olmayan yumuşak zeminlerde, bitmemiş bir halde terkedilmiş şoselerden başka bir şey yapılmasını engellemiştir. Şimdi para olunca, işaret ettiğim yönde çok şey yapılabilir; ancak olayların gelişmesinin bu yönde olacağına ilişkin ümidim çok azdır. Ulaşımı iyileştirmek için herhangi bir istek olduğu görünmemektedir ve belki de para ilk önce daha avantajlı olarak okullar, hapishaneler ve devlet daireleri gibi kamu binaları için harcanacaktır.
Gerekli olan en acil reform polisin yeniden örgütlenmesidir ve at hırsızlığının ve yollarda yapılan soygunların idâmlık suç sayılmasının tavsiyeye şayan olduğunu düşünüyorum.”
(İmza) Ferdinand Bennet, Teğmen, R.E.
Majestelerinin Konsolos Yardımcısı,
Anadolu, Kayseri, Ekim 1880 [1]
[1] Kayseri Sancağı Hakkında Teğmen Bennet Tarafından Hazırlanan Genel Rapor (1880), Haz: Uygur Kocabaşoğlu, Kayseri Ticaret Odası Yay. Nu: 5 Kayseri Aralık 1996
Bu bilgiler, Halit Erkiletlioğlu tarafından yazılan Geniş Kayseri Tarihi kitabından, yazarın izni ile alınmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. (www.kayserim.net)..
Geniş Kayseri Tarihi Kaynakça





