Nizam-ı Cedid Ordusu’nun Kayseri’de Kurulması 1803
Devlet bütünlüğünün içerde ve dışarda sağlanmasında en önemli güç olan Ordu’nun, ele alınarak ya islâh edilmesi veya yeniçeri ocağının kapatılarak yen...
Devlet bütünlüğünün içerde ve dışarda sağlanmasında en önemli güç olan Ordu’nun, ele alınarak ya islâh edilmesi veya yeniçeri ocağının kapatılarak yeni bir ordu kurulması zarûreti açıkça görülüyordu.
III.Selim, bir iki yoklamadan sonra bu işin yeni çağın imkânları ile donatılmış ve eğitilmiş, bir ordu ile olacağına inandı. Hızla Rumeli ve Anadolu’da faaliyete geçildi. 1802 baharında Karaman ve Alâiye Valisi Abdurahman Paşa’ya[1] fermanlar gönderilerek bölgelerinde İstanbul’daki gibi birlikler oluşturulması istenmiştir. Bunun üzerine hazırlıklar başlatılmış ve 1803 yılından başlanarak Anadolu’nun birçok yöresinde Nizâm-ı Cedid orduları oluşturularak eğitim ve talim başlatılmıştır.
Nizam‐ı Cedid askerlerini, özellikle timar ve zeamet sahiplerinin askerleri oluşturacaktı. Bunlar Levend Ocağı’na süvari olarak katılacaktı. Ama başarılamayınca timarların bir kısmı Levend Çiftliği’ne ayrıldı. Levend Çiftliği’nde önce birkaç yüz asker bulunurken bu sayı 1.600’e kadar ulaşınca Üsküdar’da bir kışla daha yapıldı. Asker sayısı giderek arttı ve Üsküdar ve Levend Çiftliklerindeki kışladan başka Selimiye Kışlası da doldu. Bunun üzerine teşkilatın taşraya yayılması uygun bulundu. Niğde, Kayseri, Yenişehir (Beyşehir olmalı), Ankara, Kütahya, Kastamonu, Bolu, Akşehir ve Orta Anadolu’nun kazalarından asker yazılmaya başlandı. Seydişehir, Develi, Bolu, Niğde, Ankara, Kayseri ve Kastamonu’da askeri kışlaların yapılması yoluna gidildi.
Bu çalışmalar sırasında, III. Selim, Karaman valisi Abdurrahman Paşa’ya Nizam-ı Cedid için ne kadar asker çıkaracağını sorduğunda: “ Konya ve bağlı kazaları 1.000, Niğde sancağı 1.000, Kayseri vilâyeti 2.000, Ankara 2.000, Hamideli’ne bağlı Yalvaç ve Karaağaç 200, Alanya 800, Karaman 150 ve Kasaba 150 piyade çıkarabilir.” Cevabını almıştı.
İlgili Haberler
Osmanlı İmparatorluğu bu yüzyılda, 1798’de Mısır’ı işgâl etmiş etmiş bulunan fakat burada fazla tutunamayarak Fransa’ya kaçan Napoleon Bonaparte’den kurtulmuş olarak girmiştir. Ayrıca Osmanlı-Rus ittifakı ile 21 Mart 1800 tarihinde Yunanistan’ın batısında kurulmuş bulunan “Cezâir-i Seb’a-i Müctemia Cumhuriyetini[2]“ her üç senede 75.000 kuruş haraca bağlamış ve Arnavutluk sahilindeki Preze, Parga, Vontitza ve Buthrinto şehirlerini ilhak etmiştir. Bu küçük başarılara rağmen asrın başında Anadolu ve Rumeli anarşi içinde idi. Her şehir ve köyün “âyân” denilen ileri gelenleri devlet işlerine müdahale edip valilere iş gördürmüyorlardı. Türlü soygunculuk ve zulümler yapıyorlardı. Anadolu halkı, bu zorbalıklar karşısında çaresiz bir şekilde inim inim inliyordu.[3]
Devlet hazinesi boş idi, çeşitli cephelerde savaşlar devam ediyor ve para sıkıntısına bir türlü çare bulunamıyordu. Nitekim Osmanlı Devleti tarihinde ilk defa olmak üzere dış yardım imkânlarına başvurma kararı aldı ve Felemenk (Hollanda) devletinden ve İspanya’dan 15.000 kese borç istendi ise de bu devletler kabul etmediler. Aynı maksatla Fas hâkimi, Cezayir ve Tunus ocakları da mazeret beyan ederek para vermediler. Nihayet tek çare olarak halkın elinde bulunan altın ve gümüş eşyanın toplanıp, bunlardan ayarı düşük para basılmasına karar verildi. Padişah’a mutat tören ve teşrifat için gerekenler bırakılıp, diğer bütün devlet ricalinin ileri gelenlerin, zenginlerin ve halkın altın ve gümüşlerine el konuldu. Kadınların süsüne ait olanlardan başka altın ve gümüş eşya kullanılmasının şer’an yasak olduğuna dair verilen fetva, taşra şehirleri dâhil olmak üzere, bütün ülkeye tamim edildi.[4] Gerçi bu asrın başında Fransa ile itifak sağlanmış ise de bu seferde karşıda İngiltere ve Rusya ittifak kurmuştu. Bu durumda Osmanlı hükümetinde harp sanayisinin temel maddesi olan güherçile imalâtı önem kazanmaktaydı. Kayseri, barutun ana maddesi olan güherçilenin en kalitelisinin elde edildiği merkezlerden birisiydi. Nitekim 6 Eylül 1802 tarihli bir fermanla “baruthane nazırlığına her sene gönderilmesini gereken güherçilenin eksik gönderilmesi sebebi ile 124.860 okka adi güherçilenin hemen tamamlanması” tamim ediliyordu.[5]
İşte Ordunun savaşlardaki zaafları ve devletin ekonomik sıkıntıları ordunun yeniden yapılanmasını kaçınılmaz olarak gündeme getirmekteydi.
[1]Anadolu’da Nizam‐ı Cedid ortalarının kurulmasında önemli bir rol oynayan Kadı Abdurrahman Paşa, Minkarizade Oruç Ali Efendi’nin dördüncü kuşaktaki torunlarından olup babasının adı Şeyh Mehmed’dir. Şeyh Mehmed Efendi de kadılık yapmıştır. Kadı Abdurrahman Paşa, Konya ve Kayseri kadılığı sırasında kadı şöhretini kazanmıştı. Aynı zamanda Kayseri naibi iken amcasının başına gelen olaylar sebebiyle istifa etmiş, önce Bozkır Madeni eminliği, kısa bir süre sonra İçil ve Alaiye sancakları mutasarrıflığı ve 5-6 ay sonra da Konya valiliği kendisine verilmiştir. Valilikten sonra ise 30.000 Nizam-ı Cedid askeriyle Rumeli maslahatına memur edilmişti.
[2] Yedi Ada: Korfu, Paxos (Paksu), Aya mavri (Lefke), Kafelonya, İthaque, Zanta ve Çuka Adaları.
[3] Türk Tarihi, Rıza Nur cilt, 3 s. 281 İst. 1979
[4]Mutassal Osmanlı Tarihi, cilt.5, s. 2683
[5] Özkaya, s. 316.
Bu bilgiler, Halit Erkiletlioğlu tarafından yazılan Geniş Kayseri Tarihi kitabından, yazarın izni ile alınmıştır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. (www.kayserim.net)..
Geniş Kayseri Tarihi Kaynakça





