İçeriğe geç
29 Eylül 2026, Salı

Mimar Sinan’ın kalfalık eseri: Süleymaniye Camii

İstanbul’da bulunan Süleymaniye Camii, Mimar Sinan’ın eserlerinden birisidir. Dönemin Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle 1551-1558 yılları arasında dünyaca ünlü Osmanlı mimarı Mimar Sinan tarafından yapılan Süleymaniye Camii, bir mimari şaheser.

· 5 dk okuma
Kayserim.net'i Google'da tercih edilen kaynak yapın (yeni sekmede açılır)
Mimar Sinan’ın kalfalık eseri: Süleymaniye Camii
Paylaş

İstanbul’da bulunan Süleymaniye Camii, Mimar Sinan’ın eserlerinden birisidir. Dönemin Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle 1551-1558 yılları arasında dünyaca ünlü Osmanlı mimarı Mimar Sinan tarafından yapılan Süleymaniye Camii, bir mimari şaheser. Caminin Sinan'ın kalfalık döneminin eseri olduğu esas ustalığının Türkiye'nin Avrupa topraklarındaki sınır kenti Edirne'de yer alan Selimiye Camii olduğu ifade edilir.  Vakıflar tarafından 2007 yılında restorasyonuna alınan cami, 2010 yılında bitirilerek ibadete açıldı.


Ağırnaslı Mimar Sinan’ın  birçok eseri günümüze kadar ulaşmış durumdadır. Kayseri’ye bırakmış olduğu eserlerin yanı sıra Türkiye’nin birçok yerinde de Sinan’a ait yapılar vardır. Süleymaniye Camii de bunlardan birisidir. Süleymaniye Camii, Klasik Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerinden biridir. Her biri 3 şerefeli 75 metre yüksekliğinde 4 minareye sahip olan caminin kubbesi 53 metre yüksekliğindedir. 
Prof. Sıddık Sami Onar Caddesi üzerinde bulunan 1 numarada yer almaktadır. Osmanlı İmparatorluğun 10. Padişa­hı, Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle büyük mimar, Koca Sinan tarafından 13 Haziran 1550 yılında Muhteşem Süleymani­ye Camii'nin temeli atılmış, böylece İstan­bul'un en güzel yerlerinden birinde inşasına başlanan mabedin temeline ilk taşı, büyük alim Şeyhül'İslam Ebussuud Efendi koymuştur.
Cami, devrin kısıtlı imkanlarına rağ­men yedi yıl gibi çok kısa bir sürede ta­mamlanmış, 7 Haziran 1557'de büyük bir törenle kapısı, Mimar Sinan tarafından açılarak hizmet vermeye; dünyanın her ta­rafından ziyaretçi celbetmeye, onların dik­katlerini çekmeye başlamıştır. Mabedin, 59 milyon akçeye mal olduğu zikredilmekte, Hammer ise, maliyetinin 700.000 duka altını olduğunu ifade etmekte; bugünkü para ile bu meblağ tahminen iki trilyonu aşmaktadır

Reklam

Cami, 1660 yılında yangından zarar görmüş ve onarılmıştır. Sade bir yapıya sahip olan Muhteşem Süleymaniye, özel­likle Sultan Mecid zamanında tamir yerine tahrif edilmiştir. Ayasofya'nın tamiri için dışardan getirilen Fossati adındaki mü­hendis, fil ayaklarından başlamak suretiy­le kemerlere kadar macun kullanarak yağ­lı boya ile perişan etmiştir. Daha sonra bu boyalar büyük bir müşkilatla temizlenmiş­tir. İç avlusu Birinci Dünya Savaşı'nda Sa­raçhane olarak kullanılan cami, bir yangın daha atlatmış ve son olarak 1956 yılında Vakıflar tarafından, minareleri, kubbe ve kemerleri esaslı bir şekilde tamir edilmiş­tir.
Mabedin bir ana kubbesi, iki yarım kub­besi ve iki çeyrek kubbesi ile on küçük kub­besi vardır. Ana kubbe dört fil ayağına; kubbe kemerleri ise, dört büyük granit sü­tuna istinat etmektedir. 32 pencereli kubbe 27,25 metre çapında ve yerden 53 metre yüksekliktedir. Sedanın aksini kuvvetlen­dirmek için kubbenin içine ve köşelere, ağızı iç tarafa açık bir şekilde yerleştirilen 50 cm. boyunda 64 küp bulunmakta, bu say­ede hassas bir akustik meydana gelmekte­dir.
Yaklaşık 3500 metrekarelik iç alana sahip olan caminin uzunluğu 59, eni 58 met­re olup238 pencereden ışık almakta, kıy­metli granit ve mermer sütunlara dayanan hünkâr ve müezzin mahfili bulunmakta, minber ve mihrap ise gayet güzel mermer işçilikleriyle dikkati çekmektedir. Müezzin mahfilinin sağında madeni şe­bekelerle çevrili bulunan bölüm, 1918 yılı­na kadar kütüphane olarak kullanılmış; mevcut kitaplar aynı tarihte, Süleymaniye Medreseleri'nde tesis edilen Umumi Kü­tüphaneye nakledilmiştir. Beş kapısı bulu­nan camiin ön kısmında, mihrabın üstün­de çok güzel renkli pencereler bulunmak­tadır. Devrin tanınmış üstadı İbrahim Usta'nın eseri bulunan söz konusu pencere camlarından giren güneş ışığını Mimar Si­nan Şehper-i Cibril'e2benzetmektedir.
Cami içinde çok kıymetli dört büyük granit sütun bulunmakta, bunlardan biri İskenderiye'den, diğeri Baalbek’ten hususi gemilerle getirilmiş, geri kalan iki tanesinden biri İstanbul'da Kıztaşı'ndan, diğeri Saray-ı Amire'den alınarak camiye nakledilmiş, hazırlanan yerlerine konmuş­tur. Her biri 9,02 metre yüksekliğinde 1,14 metre çapında ve 40-50 ton olan bu dört sü­tunu Mimar Sinan, Dört Halife'ye benzet­mektedir.
Mabed'in zemini mermerlerle döşenmiş ve etrafı 28 kubbeli revaklarla çevril­miş üç kapılı geniş bir iç avlusu vardır. Mezkur kubbe kemerleri 24 sütuna dayan­makta olup 12 tanesi granit, 10 tanesi mer­mer ve iki tanesi de somaki mermer sü­tunlardır.
2500 metrekarelik alana sahip olan av­lunun ortasında bulunan şadırvan, mer­mer işçiliği yanında Avrupa yakasından getirilen cami suyunu taksimatta dikkati çeker. Caminin kendi haşmetine uygun tarzda yapılan dört minaresi ve on şerefesi bulunmaktadır. Minarenin ikisi üçer şere-feli diğer ikisi ise ikişer şerefelidir. "Camii minareleri" ve "Harem Minareleri" diye adlandırılan minareler, Kanuni'nin, İstan­bul'un fethiyle dördüncü padişah; on şerefe de, Osmanlı İmparatorluğunun 10. padişa­hı olduğuna işaret etmektedir5.Semaya doğru yükselen minareler iki elini kaldıra­rak dua eden şahsa benzemektedir. Camide, bir is odasının bulunduğunu, sağlanan düzenli bir hava akımı sayesinde burada toplanan isten külliyetli miktarda mürekkebin yapıldığını, bunun yanında örümceklerin Camiye girip ağ örmelerine engel olmak için muhtelif yerlerde deve kuşu yumurtalarının asılmış olduğunu hayretle öğrenmekteyiz.
Camideki yazılar, meşhur hattat Ah­met Karahisari ve talebesi Hasan Çelebi'nin eseridir. Son asırda Kazasker Mustafa Efendi de bazı yazılar ilave etmiş­tir. Yazıların bir kaç tanesi hariç tümünün metni Kur'an-ı Kerim'den alınmış, ustalık­lı bir şekilde işlenmiştir. Yazıların mana­ları, bulundukları yerle oldukça uyum ve ahenk içinde bambaşka bir hususiyet arzeder. İç avludan camiye girilen kapının üze­rinde yazılan kitabe, sağ- orta-sol olmak üzere üç bölüme ayrılır. Birinci bölümde Kanuni'nin vasıfları sayılmakta, ikinci bölümde onun şeceresi (soyu) silsile halinde belirtilmekte, üçüncü bölümde ise, salta­natın devamına ve geçmişlerin ruhlarına duadan sonra mabedin üstün nitelikleri, ne niyetle ve ne zaman yapıldığı belirtilmek­tedir. Mihrabın önündeki türbe, kendi para­sıyla cami inşa ettiren Kanuni Sultan Sü­leyman'a, yanındaki türbe de hanımı Hürrem Sultan'a aittir. Mimar Sinan ise, cami bahçesinin dışında İstanbul Müftülüğü'nün yanında mütevazi bir türbede yatmakta, türbenin üzerinde Osmanlıca bir kitabe bu­lunmaktadır.

Yaklaşık 6000 metrekarelik alana sa­hip olan cami bahçesinin 11 kapısı bulun­maktadır. Bahçenin etrafında Süleymani­ye Medreseleri diye meşhur olan beşi lise seviyesinde, biri fakülte biriside ihtisas bö­lümü olmak üzere yedi medrese tesis edil­miştir. Caminin sağ tarafında bulunan bina­lar, Evvel ve Sani medreseleri ile Sibyan Mektebi iken daha sonra Süleymaniye Kü­tüphanesine tebdil edilmiş, bir bölümü de çocuk kütüphanesi olmuştur. Köşede bulu­nan tıp medresesi, doğum evi olarak, onun karşısındaki bimarhane ise askeri matbaa iken son yıllarda Kız Kur'an Kursu olarak hizmet vermektedir.

İlgili Haberler

Caminin kuzey cihetindeki binalar, ön­celeri imarethane iken daha sonra Türk-İslam Eserleri müzesi olarak kullanılmış ve 1984     yılında Süleymaniye Kütüphanesi'ne devredilmiştir. Sol taraf­taki Salis ve Rabi medreseleri ile mihrap yönünde bulunan Dar'ül-hadis oldukça meşhurdur. Vakıflar tarafından 2007 yılında restorasyonuna alınan cami, 2010 yılında bitirilerek ibadete açılmıştır.

Haber:

Kaynak: Kayserim.net

Kayseri

Paylaş

Kayseri'den bir haberiniz mi var? Haber ihbar hattına iletin.

Reklam
Paylaş

Kayseri hakkında merak edilenler

Bilgi Bankası

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Yorumlar

Yorumlar topluluk kurallarına göre incelendikten sonra yayımlanır.