“Terapi Delilik Değil, Güvendir” – Selver Yazıcı’dan Çarpıcı Mesajlar ‘İşte Kadın’da Gündem Oldu
Kayseri Radar ve Radyo Radar ortak yayınında her salı izleyiciyle buluşan “İşte Kadın” programının bu haftaki bölümünde, sunucu Gülcan Özdemir’in konuğu aile danışmanı ve çift terapisti Selver Yazıcı oldu. Yaklaşık on yıldır Kayseri’de bireysel danışmanlık, eğitim koçluğu ve çift terapisi alanlarında çalışan Yazıcı, terapi algısından evlilik kültürüne, boşanma oranlarından ebeveynlik modellerine kadar pek çok konuda dikkat çeken açıklamalarda bulundu
Program, özellikle Türk toplumunda yaygın olan “terapi sadece sorun yaşayanlara uygulanır” algısını sarsan yaklaşımıyla öne çıktı.
Selver Yazıcı programın başında, terapinin bir kriz müdahalesi değil, bir farkındalık ve öz-bilinç süreci olduğunu vurgulayarak “Terapi kişinin hayatındaki durumları yorularak değil, sakinlikle karşılamasıdır” ifadelerini kullandı. Çift terapisinin ise yalnızca evliliğin son aşamasında değil, evlilik kararı alınmadan önce bile yapılması gerektiğini söyleyen Yazıcı, “Nişanlılık döneminde terapi şarttır. Bu süreç kişilerin kendilerini ve birbirlerini tanımasını sağlar. Evlendikten sonra sorunların ortaya çıkmasını önler” dedi.
Türkiye’de evlilik oranlarının azaldığını, boşanmaların arttığını ve TÜİK verilerinin önemli bir sosyal dönüşümü gösterdiğini belirten Yazıcı, özellikle büyük şehirlerde boşanma oranlarının hızlı yükseldiğini dile getirdi. Bunun sebebinin mutluluk veya mutsuzluk değil, geleneksel aile modelinden çağdaş aile modeline geçiş sürecindeki rol karmaşası olduğunu belirtti. Kadının toplumsal ve ekonomik hayatta daha fazla yer alması, erkeğin de ev içinde daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini ifade eden Yazıcı, “Biz Y kuşağı olarak iki sistemi birden yaşıyoruz: Geleneksel ve çağdaş. Tam köprünün üzerindeyiz ve bu karmaşada sağlıklı iletişim kurmak zorundayız” dedi.
Programda özellikle aldatma ve ekonomik bağımlılık meselesi geniş yer buldu. Aldatılmasına rağmen evliliği sürdüren kişilerin çoğunlukla kadınlar olduğunu belirten Yazıcı, bunun ana nedeninin ekonomik bağımlılık olduğunu söyledi. Kadınların “Nafaka yetmez, konfor alanımdan çıkamam, çocukların psikolojisi bozulmasın” gibi düşüncelerle evlilikleri sürdürdüğünü, fakat bunun aslında çocukların psikolojisini daha fazla zedelediğini ifade etti. Yazıcı, “Çocuğun huzursuz bir aile içinde büyümesi, sağlıklı yürütülen bir boşanma sürecinden daha yıpratıcıdır” diyerek ebeveynlerin çocuk üzerinden birbirini cezalandırma davranışına sert çıktı.
İlgili Haberler
Boşanmanın yalnızca iki kişi arasında yaşanan bir süreç olmadığını da vurgulayan Yazıcı, çocuklara ve ailelere boşanmanın nasıl anlatılması gerektiği konusunda önemli bir profesyonel duruş sergiledi. Boşanma sonrasında ebeveynlik sorumluluğunun devam ettiğini belirten Yazıcı, “Evlilik bitebilir ama annelik ve babalık ömür boyu sürer” sözleriyle bu dengeyi hatırlattı. Çocuğun anne ya da babadan bilinçli olarak uzak tutulmasının “ağır bir haksızlık” olduğunu vurguladı.
Evlilikte sık görülen sorunlardan biri de çocuk doğduktan sonra eşler arasındaki bağın zayıflamasıydı. Yazıcı, özellikle annelerin ebeveynlik sürecinde eşlerini dışarıda bırakmasının sık rastlanan bir durum olduğunu, “yardım etmiyor” diye eleştirilen erkeklerin çoğu zaman aslında bir kere denedikleri halde reddedildikleri için geri çekildiğini belirtti. Bunun bir örneğini danışanlarından aktaran Yazıcı, babanın elinden geldiğince bebeğin altını değiştirdiği halde sert bir eleştiriyle karşılaştığını, bunun sonucu olarak tekrar denemekten vazgeçtiğini aktardı. “Bebek bakımı içgüdüsel değildir, öğrenilir. Anne kadar babanın da öğrenmesi gerekir ve bu süreçte eleştiri değil rehberlik gerekir” sözleri dikkat çekti.
Programda narsistik kişilik yapısı ve terapi reddi üzerine de önemli bir bölüm vardı. Eşine “Çift terapisine gidelim” dediğinde “Bende sorun yok, sen git tedavi ol” cevabı alan kişilerin aslında narsistik eğilimi olan kişilerle karşı karşıya kalabileceğini belirten Yazıcı, “Bu kişiler sorunu hep dışarıda arar ve kendini mükemmel görür” dedi. Bu tür durumlarda çift terapisine adım atmanın nasıl mümkün olabileceğini de açıkladı.
Programın sonunda Yazıcı, terapiye gitmeyi bir “eksiklik” olarak gören anlayışın artık sona ermesi gerektiğini vurgulayarak “Terapi delilik değildir. Terapi güven, kendini tanıma ve sağlıklı bir hayat kurma niyetidir” sözleriyle yayın kapanışına damga vurdu. Gülcan Özdemir ise programın finaline doğru, Yazıcı’nın yorumları sayesinde terapi algısının büyük ölçüde dönüştüğünü ifade ederek konuğunu tebrik etti.
Bu yayın, evlilik ve aile dinamiklerine dair yerleşik algıları sarsan, yeni bir yaklaşımın altını çizen ve “mutluluk için önce kişisel farkındalık” diyen güçlü bir içerik olarak hafızalara kazındı.
Kayseri haberlerini Google Haberler'de takip edin





