Başarı Değil, Süreç Önemli: Psikolojik Danışman Ahmet Çifter'den Sınav Kaygısı Uyarısı
Psikoloji Saati’nde Gündem: Sınav Kaygısı Radyo Radar ve Kayseri Radar ortak canlı yayınında Merve Esersoy’un sunduğu “Psikoloji Saati” programının bu haftaki konusu sınav kaygısı oldu. Programın konuğu, psikolojik danışman Ahmet Çifter, özellikle LGS ve YKS gibi hayatı şekillendiren sınavlarda öğrencilerin yaşadığı kaygıyı tüm boyutlarıyla ele aldı.
Kayserili olduğunu, esnaf bir ailenin çocuğu olarak büyüdüğünü anlatan Çifter, “Amele pazarında büyüdüm, kepenk açıp kapatarak geldim ama insanların duygularına dokunmak, onlara destek olmak benim için ticaretten daha değerliydi” diyerek psikolojik danışmanlığı seçme nedenini paylaştı. Şu anda öğrencilere sınav kaygısı, rehberlik ve mesleki yönelim alanlarında danışmanlık verdiğini belirtti.
Sınav Kaygısı Nedir, Ne Değildir?
Programda ilk olarak sınav kaygısının tanımını yapan Ahmet Çifter, sınavı “bilişsel bilgilerin ölçülmesine dayanan bir sistem” olarak nitelendirdi. Kaygının ise insanlık tarihi kadar eski, yaşamı ve hayatta kalmayı korumaya dönük bir duygu olduğunu vurguladı.
Çifter, kaygının düşük, orta ve yüksek düzeyleri olduğuna dikkat çekerek, “Bizim istediğimiz kaygı, motivasyon sağlayan orta seviyedeki kaygıdır. Bu, istek ve arzunun öğrenmeyle birleşiminden doğan sağlıklı bir harekete geçiricidir” dedi.
İlgili Haberler
Sınav kaygısının ise işlevsel düzeyi aşıp bedensel belirtilerle kendini gösterdiğini hatırlatan Çifter, mide yanması, sıcaklık basması, kalp çarpıntısı gibi belirtilerin yüksek düzey kaygıya işaret ettiğini vurguladı.
Normal Heyecan mı, Zararlı Kaygı mı?
Sınav öncesi yaşanan belli düzeydeki heyecanın normal ve hatta gerekli olduğunu ifade eden Çifter, zararlı sınav kaygısını şu şekilde ayırdı:
Öğrencinin kendisine gerçekçi olmayan hedefler koyması, ailesinin beklentisinin kendi kapasitesini aşması ve sürekli “daha fazlasını yapmalıyım” baskısı altında kalması zararlı kaygıyı tetikliyor.
Örneğin; 120 soruluk bir TYT sınavında düzenli olarak 50–60 net yapan bir öğrencinin bir ay içinde 100 net hedeflemesinin “mantıklı bir inanç olmadığını” söyleyen Çifter, “Bu artış alışkanlıklara, rutine, sürece bağlıdır. Bir anda 30–40 net artışı beklemek gerçekçi değil. Gerçekçi olmayan beklenti, kaygıyı patlatır” değerlendirmesinde bulundu.
Meslek Seçimi: Yetenek ve İlgi Temel Alınmalı
Programda sınav kaygısının meslek seçimiyle ilişkisine de değinildi. Psikolojik danışman Ahmet Çifter, mesleki yönelimin temelinde çocuğun yeteneği ve ilgisinin yattığını söyledi.
Psikolojik danışma ve rehberlik alanında kullanılan Holland, Kingsberg, Kohlberg gibi kuram ve testlere atıfta bulunan Çifter, “ Çocuk hangi alanda yetenekliyse o alana yönlendirilmeli. İkincil öncelik ilgi alanıdır. Yetenek ve ilgi bir aradaysa o meslekte hobiler oluşur, çocuk yaptığı işi sever” dedi.
Ailelerin çocuklarını gözlemlemesinin önemine vurgu yapan Çifter, “Bu çocuk insanlarla mı mutlu oluyor, yoksa maddeyle mi? Elinde sürekli alet edevatla mı vakit geçiriyor, yoksa insan ilişkilerinden mi keyif alıyor? Bu sorular, mesleki alanı daraltmada önemli ipuçları” ifadelerini kullandı.
Ailelerin Beklentisi: Kaygının En Büyük Kaynağı
Sınav kaygısının merkezinde aile tutumlarının çok güçlü bir etkisi olduğunu belirten Çifter, “Çocuk duygularını önce annesinin, babasının duygularından öğrenir” diyerek aile üçgenine dikkat çekti.
İlk karneden itibaren başarı odaklı ve mükemmeliyetçi tavırların çocuğu kaygıya ittiğini anlatan Çifter, şu örneği verdi:
“Bir tane dördü olan çocuğun yüzündeki düşüklük, ailedeki mükemmeliyetçilikten geliyor. Baba mesela yıllarca eczacı olmak istemiş, olamamış. ‘Benim oğlum olsun’ diyor. Ama oğluna ‘Sen bunu istiyor musun?’ diye soran yok.”
Ailelerin, çocuk eve geldiğinde ilk sorusunun genellikle “Deneme nasıl geçti?” ya da “Okul nasıldı?” olduğunu, ancak “Nasılsın?” sorusunun ihmal edildiğini vurgulayan Çifter, başarıyla değersizlik duygusu arasındaki bağı şöyle anlattı:
“Çocuk şunu düşünüyor: Sınavdan iyi alırsam iyi bir çocuğum. 90 alıyor, aile 10 puanın nerede kaybolduğunu soruyor. Çocuk 90’ı değil, kaybettiği 10’u görüyor. Bu da değersizlik hissini ve kaygıyı büyütüyor.”
Fiziksel Belirtiler: Mide Ağrısından Titremeye
Sınav kaygısının psikolojik olduğu kadar fiziksel yansımaları da olduğunu vurgulayan Ahmet Çifter, savunma mekanizmalarının bedende somatik belirtilerle ortaya çıkabildiğini söyledi.
En sık görülen belirtileri şöyle sıraladı:
Mide bulantısı ve karın ağrıları
Sık lavaboya gitme ihtiyacı
El titremeleri (tremor)
Terleme, sıcaklık basması
Çarpıntı, panik hissi
Bu belirtilerin hafife alınmaması gerektiğini söyleyen Çifter, kaygının kaynağının çocuğun iç dünyasından mı yoksa aile baskısından mı geldiğinin mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
“Sadece Sınav Değil, Hayat da Var”: Sosyalleşme ve Sporun Önemi
Programda sınav odaklı yaşamın, öğrencilerin psikolojisinde bıraktığı tahribata da dikkat çekildi. Ahmet Çifter, ailelerin “Sınavı geç, sonra ne istersen yaparsın” yaklaşımının yanlış olduğunun altını çizdi.
Stres hormonlarının (adrenalin, kortizol vb.) bedende uzun süre yüksek kalmasının zararlı olduğunu belirten Çifter, özellikle yüzme, futbol gibi rahatlatıcı sporların sınav döneminde oldukça faydalı olacağını söyledi. Çok ağır sporları önermediğini, ancak düzenli ve keyif alınan fiziksel aktivitelerin kaygıyı azalttığını ekledi.
“Sınav sadece sınavdan ibaret değil, hayatın içinde spor, sosyalleşme, hobiler de olmalı. Çocuğun sadece ders çalışan bir makineye dönüşmemesi gerekiyor” uyarısında bulundu.
Sosyal Medya, Kıyaslama Kültürü ve Akran Baskısı
Günümüzün en ciddi sorunlarından biri olan kıyaslama kültürünün sınav kaygısını beslediğini belirten Çifter, “Her insan özünde farklıdır, her bireyin duyguları, düşünceleri, yetenekleri farklıdır” diyerek fenomenolojik bakış açısına dikkat çekti.
Ailelerin “Mehmet’in oğlu şöyle yapmış, sen niye yapmıyorsun?” tarzı cümlelerinin çocukta sürekli karşılaştırılmışlık duygusu yarattığını ifade eden Çifter, sosyal medya paylaşımlarının da başarı algısını çarpıttığını söyledi.
Başarının tanımının da kişiden kişiye değiştiğini belirterek, “Sosyal medyada görülen her yüksek puan, her kazanan öğrenci, diğer öğrenciler üzerinde ‘Ben de böyle olmalıyım’ baskısı yaratıyor. Bu da kaygıyı daha da artırıyor” dedi.
En Sık Yapılan Hatalar: Erteleme ve Tek Derse Yüklenme
Sınav sürecinde öğrencilerin en sık yaptığı hataları sıralayan Çifter, bunların başında “bir derse bir gün boyunca yüklenmek” ve “zorlandığı dersleri sürekli ertelemek” olduğunu söyledi.
Özellikle matematik ve fizik gibi derslerin toplumda genel olarak zor algılandığını, bu nedenle öğrencilerin bu derslere hiç bakmamayı tercih ettiğini belirten Çifter, “Erteledikçe süreç büyüyor, kaygı da büyüyor. Kaçtıkça sorun çözülmüyor, tam tersine katlanıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Deneme sınavına girmeden önce zihinsel ve duygusal hazırlığın da önemli olduğunu vurgulayan Çifter, planlı ve dengeli çalışma rutini önerdi.
Sağlıklı Çalışma Rutini: Plan, Uyku, Beslenme
Sınav kaygısını azaltmak için en temel adımın tutarlı bir çalışma alışkanlığı olduğunu söyleyen Ahmet Çifter, “Pazar günü saat 10’da sınav varsa, her pazar saat 10’da deneme sınavına girin” önerisinde bulundu.
Beslenme ve uykunun önemine özellikle değinen Çifter, sabah kahvaltısında sadece karbonhidrat ağırlıklı değil, protein, sebze ve meyve içeren dengeli bir beslenme düzeni gerektiğini anlattı.
“Öğrenme uykuda gerçekleşir” diyen Çifter, REM ve NREM dönemlerinde beynin bilgiyi işlediğini, bu nedenle düzensiz uykunun hem dikkati hem de kalıcı öğrenmeyi zayıflattığını söyledi.
“YouTube’dan Dinleyip Geçmek Öğrenmek Değildir”
Öğrenme yöntemlerinin de kaygıyla yakından ilişkili olduğunu belirten Ahmet Çifter, pasif öğrenmenin sınav kaygısını artırdığını ifade etti.
Sadece YouTube’dan ders dinlemenin yeterli olmadığını, mutlaka kalem oynatmak, not almak, soru çözmek gerektiğini vurgulayan Çifter, “Beş duyumuzu ne kadar çok sürece katarsak o kadar iyi öğreniriz. Çocuklarımız konfor alanından çıkmak istemiyor. Masanın başında sadece video izleyerek öğrenme olmuyor” dedi.
Motivasyon Düşünce Ne Yapmalı?
Motivasyon düşüklüğü yaşayan öğrencilerin geleceği düşünmeleri ve hayallerini netleştirmeleri gerektiğini söyleyen Çifter, geleceğin iki ucu olduğunu ifade etti:
Eğer erteleme ve düzensizlik devam ederse geleceğin kaygı ve umutsuzluk getireceğini, ancak planlı ve istikrarlı çalışıldığında geleceğin heyecan verici hale geldiğini belirtti.
“Öğrencinin kendi hedefini bilmesi, kendini tanıması ve yeteneklerini fark etmesi, içsel motivasyonun en güçlü kaynağıdır” diyen Çifter, motivasyonun dışsal ödüllere (hediyeler, vaatler) değil, içsel tatmine dayanması gerektiğini vurguladı.
Ödül ve Koşullu Sevgi: “Başarırsan Severim” Hissi
Ailelerin sıkça kullandığı “Sınavdan 100 alırsan sana şu hediyeyi alacağım” tarzı cümlelerin çocukta “koşullu sevgi” algısı oluşturduğunu belirten psikolojik danışman, bunun çok tehlikeli bir psikolojik zemin olduğunu söyledi.
“Beynimiz ödülle çalışır ama sürekli dışsal ödüle alışan çocuk, içsel motivasyonunu kaybeder. Başarısız olduğunda sadece sonuç değil, kendi değeri de sarsılır” diyen Çifter, ebeveynlere koşulsuz sevgi çağrısı yaptı.
Nefes Egzersizleri ve Mindfulness: Sınav Anında Panik Nasıl Yönetilir?
Programda sınav anında yaşanan yoğun kaygı ve panik atak benzeri durumlar için nefes egzersizleri ve mindfulness tekniklerine de yer verildi.
Nefes egzersizini canlı yayında gösteren Çifter, burnundan hızlı bir şekilde nefes alıp daha yavaş vererek yapılabilecek çalışmanın, “anda kalmayı” sağladığını anlattı.
Bu egzersiz sırasında bedenin dinlenmesi gerektiğini belirten Çifter, “Nefesine odaklandığında beynindeki aktivasyon değişir, ‘Şu anda buradayım’ diyebilirsin. O an kendine telkin vermek çok önemlidir: ‘Evet kaygılıyım ama bu normal. Bu zamana kadar yaptıklarımı hatırlıyorum, hazırım ve yapabilirim’ demek sınav anında çok rahatlatır” dedi.
Mükemmeliyetçilik: Başarıyı Artırırken Psikolojiyi Yıpratıyor
Başarılı öğrencilerde mükemmeliyetçiliğin daha sık görüldüğünü belirten Çifter, bunun hem avantaj hem dezavantaj taşıdığını ifade etti.
Denemelerde 120 soruda 110–115 net yapmak isteyen öğrencilerin, küçük hataları bile kendilerine ağır bir eleştiri olarak geri çevirdiğini söyleyen Çifter, “Ne kadar çok emek veriyorlarsa, hata yaptıklarında o kadar çok kendilerini suçluyorlar. Asıl sorun, ‘konuyu %100 öğrenmeliyim’ inancıdır. Gerçekte %100 diye bir öğrenme yok, %80 hedefi daha gerçekçidir” dedi.
Mükemmeliyetçi öğrencilerin, konuyu pekiştirmek için sadece konu anlatımıyla yetinmeyip mutlaka soru çözmeleri gerektiğini de hatırlattı.
Mezuna Kalmak: Büyük Karar, Sağlam Analiz Gerektirir
Programda mezuna kalma kararı da masaya yatırıldı. Ahmet Çifter, mezuna kalmanın ciddi ve planlı bir karar olması gerektiğini söyledi.
“Mezuna kalacak öğrenci önce kendine şunu sormalı: Nerede eksik yaptım? Hangi konularda bilgi eksiğim var? Alışkanlıklarım düzenli miydi? Düzenli paragraf, problem, TYT – AYT çalışması yaptım mı?” diyen Çifter, bu sorulara dürüstçe yanıt veremeyen bir öğrencinin sadece mezuna kalmakla başarıya ulaşamayacağını vurguladı.
Kendi sınav geçmişinden de örnek veren Çifter, mezuna kalma kararını kendisinin isteyerek verdiğini, ilk denemesinde iyi bir sıralama almasına rağmen daha iyisini yapabileceğine inanarak bu kararı aldığını ifade etti.
Sınav Başarısı Hayatın Tamamı mı?
Programın en kritik sorularından biri, “Sınav başarısı hayatın tamamını belirleyen bir ölçü mü?” oldu. Ahmet Çifter bu soruya net bir yanıt verdi:
“Başarı, psikolojide çok tartışmalı bir kavramdır. Önemli olan kendini gerçekleştirmektir. Bir insan kendi ilgisi ve yeteneği doğrultusunda kendini gerçekleştirebiliyorsa, varoluşsal olarak ‘Ben burada olacağım’ dediği yere geliyorsa, o insan aslında başarılıdır.”
İlk bine, ilk beş yüze giren öğrencilerden bazılarının bile tatminsizlik yaşayabildiğini hatırlatan Çifter, başarı algısının tamamen kişisel olduğunu, toplumsal kalıplarla değil, kişinin iç dünyasıyla şekillendiğini söyledi.
Profesyonel Destek Ne Zaman Şart?
Sınav kaygısının hangi noktada profesyonel yardım gerektirdiğini de anlatan Ahmet Çifter, mide sorunları, kalp çarpıntısı, yoğun terleme, panik atak benzeri tablolar, bayılma ve günlük işlevselliği bozacak düzeyde kaygının ciddiye alınması gerektiğini belirtti.
Bu tür durumlarda psikolojik danışmanlar, rehber öğretmenler ve psikoterapi yöntemleriyle (bilişsel davranışçı terapi, çözüm odaklı terapi, mindfulness vb.) etkili sonuçlar alınabildiğini söyleyen Çifter, “O yoğun sis bulutunun içinden çıkmak için bazen bir yardım eline ihtiyaç vardır” ifadesini kullandı.
Programın Son Mesajı: Sınav Hayatın Bir Parçası, Tamamı Değil
Programın sonunda sunucu Merve Esersoy, hem velilere hem öğrencilere şu hatırlatmada bulundu:
“Sınav hayatımızın bir parçası, tamamı değil. Bu kaygıyı doğru yönetebilirsiniz. Rehber öğretmenleriniz ve psikolojik danışmanlar bu süreçte yanınızda.”
Esersoy, davete icabet ederek programa katılan ve sınav kaygısı konusunda detaylı bilgiler veren psikolojik danışman Ahmet Çifter’e teşekkür ederek programı noktaladı. Psikoloji Saati, önümüzdeki haftalarda da alanında uzman konuklarla, hayatın içinden psikolojik konuları ele almaya devam edecek.
Kayseri haberlerini Google Haberler'de takip edin





