İçeriğe geç
17 Ekim 2026, Cumartesi
Röportaj

“Hukukun Temeli Ailede Atılıyor”: Avukat Yasemin Karaköse’den Çarpıcı Aile ve Toplum Analizi

Radyo Radar ve Kayseri Radar ortak canlı yayında yayınlanan “Geleceğe Mektuplar” programında bu hafta, aile yapısı, toplumsal dönüşüm ve “güçlü kadın” kavramı hukukun penceresinden ele alındı. Programın sunucusu Ahmet Avanlıer’in konuğu, Kayseri Barosu’na kayıtlı Avukat Yasemin Karaköse oldu.

· 8 dk okuma
Kayserim.net'i Google'da tercih edilen kaynak yapın (yeni sekmede açılır)
“Hukukun Temeli Ailede Atılıyor”: Avukat Yasemin Karaköse’den Çarpıcı Aile ve Toplum Analizi
Paylaş

Karaköse, hem hukukçu kimliğiyle hem de sivil toplum çalışmalarından edindiği birikimle, aile yapısındaki değişim, boşanma oranlarındaki artış, medyanın olumsuz etkisi ve “güçlü kadın” algısının nasıl dönüştüğünü detaylarıyla anlattı.


Aile, Hukukun Beşiği: “Hukuku Doğuran da, Yaşatan da Ailedir”

Reklam


Programın başında Karaköse, aile kavramını hem hukuk teorisi hem de günlük hayat üzerinden değerlendirdi. İlkokul sıralarından itibaren zihnimize yerleşen “aile toplumun en küçük yapı taşıdır” cümlesinin aslında çok daha derin bir anlam taşıdığını vurgulayan Karaköse, aileyi sadece “en küçük” değil, “en önemli ve en kıymetli” yapı taşı olarak tanımladı.

Hukuk fakültelerinde dahi “hukuka giriş” derslerinin aileden başladığını hatırlatan Karaköse, insanın sosyal bir varlık olarak ilk kurallarla tanışmasının da aile içinde olduğunu anlattı. Çocuğun yemek saatinden, ev içi davranışlarına kadar pek çok konuda yazılı olmayan ama yaptırımı olan kurallarla tanıştığını ve bunun hukukun çekirdeğini oluşturduğunu ifade etti.

İlgili Haberler

Ailenin, hukuku doğuran bir müessese olduğunun altını çizen Karaköse, evlilik birliğinin kurulması, devamı ve sona erdirilmesinin tamamının hukuk kurallarıyla düzenlendiğini, bu nedenle “en kutsal müessese” olarak anılan ailenin hukukla iç içe, “girift” bir ilişki içinde bulunduğunu söyledi.


Yanlış Temel, Büyüyen Sorun: “İlk Düğme Ailede Yanlış İlmeklenirse…”

Reklam


Avukat Karaköse, çocuklukta aile içinde hukuki ve ahlaki zemin sağlıklı kurulamadığında, bunun ilerleyen yaşlarda kartopu gibi büyüyen problemlere dönüştüğünü ifade etti. Aile içinde hukuk ve saygı eğitimi almamış, devlet otoritesinden ve toplumsal kurallardan çekinmeyen bireylerin ileride kamu düzenine de meydan okuyan profillere dönüştüğünü, cezaevlerine giren-çıkan ve önemsizleştirilmiş suç algısıyla hareket eden pek çok kişinin bu zeminde yetiştiğini dile getirdi.

Ailenin içinde “hukuka saygı” bilinci oluşmazsa, devletin yasaları ve yaptırım gücünün de bu bireyler üzerinde caydırıcılığını kaybettiğini, toplumsal huzursuzluğun temelinde de çoğu zaman bu eksikliğin yattığını vurguladı.


Medyanın Karanlık Yüzü: “Şiddet Olağanlaşıyor, Ruh Sağlığı Çöküyor”


Programda, medyanın ve ekranların toplumsal dönüşümdeki rolü de detaylı biçimde ele alındı. Karaköse, eskiden “üçüncü sayfa haberi” diye tarif edilen şiddet ve suç içerikli haberlerin sadece gazetelerde ve sınırlı şekilde görünürken, bugün tüm gün televizyon ekranlarında ve sosyal medyada tekrar tekrar sunulduğunu hatırlattı.

Şiddet görüntülerinin ve ağır olayların bu denli görünür olmasının, farkında olmadan toplumda bir “sıradanlaşma” algısı oluşturduğunu belirten Karaköse, insanın “latif bir varlık” olduğunu, neye maruz kalırsa zamanla ona dönüştüğünü ifade etti.

Özellikle çocuklar ve gençler üzerinde bu içeriklerin ağır bir etkisi olduğunu vurgulayan Karaköse, belli yaş grupları için şiddet ve sapkınlık içeren yayınlara ciddi sınırlamalar getirilmesi gerektiğini, bu konuda “sansür” kelimesinin dahi yer yer meşru tartışılabileceğini söyledi.

Sunucu Ahmet Avanlıer de, sabah kuşağı programlarından akşam haberlerine, dizilerden tartışma programlarına kadar günün neredeyse tamamında olumsuzluk, şiddet, sapkınlık ve cinayet haberleriyle kuşatılmış bir izleyicinin ruh sağlıklı kalmasının neredeyse imkânsızlaştığını dile getirerek, olumlu haberlerin ve iyi örneklerin görünürlüğünün artırılması gerektiğini vurguladı.


“Ekranda Çürümeye Dur De” Çağrısı ve Aile Platformları


Avanlıer, programda sivil toplum çalışmalarına da değinerek, Büyük Aile Platformu ve Kayseri Aile Platformu ile birlikte yürütülen çalışmalar hakkında bilgi verdi. 45 ilde kurulan aile platformlarının “ekranda çürümeye dur de” sloganıyla imza kampanyası başlattığını hatırlattı.

Bu kampanyanın, ekranlardaki çürümeye karşı sadece şikâyet eden değil, çözüm önerisi üreten bir toplum olunması adına önemli bir adım olduğunu belirten Avanlıer, “kötülükle mücadelede de teknolojiyi ve iletişim araçlarını etkin kullanmak zorundayız” dedi.

Karaköse ise, vatandaşların artık şikâyet ve önerilerini iletebilecekleri çok daha pratik iletişim kanallarına sahip olduğunun altını çizerek, “Sadece söylenen değil, girişimde bulunan, aksiyon alan bir toplum olmamız gerekiyor. Bizi yozlaştıran her içeriğe karşı bireysel ve örgütlü tepki vermeyi sorumluluk bilmeliyiz” ifadelerini kullandı.


Kayseri’de Artan Aile Mahkemeleri ve Boşanma İstatistikleri


Programın en çarpıcı bölümlerinden biri, Kayseri özelinde adalet ve aile mahkemelerindeki artışa ilişkin tespitler oldu. Karaköse, mesleğe başladığı dönemde Kayseri’de sadece 3 aile mahkemesi bulunduğunu, bugün ise bu sayının 11’e yükseldiğini paylaştı.

Benzer şekilde ağır ceza mahkemesi sayısının 2’den 8’e, Asliye Ceza Mahkemelerinin ise 4–5 civarından 29’a çıktığını belirten Karaköse, bu artışın yalnızca nüfus artışıyla açıklanamayacağını söyledi.

Ulusal ölçekte de TÜİK verilerine değinen Karaköse, evlilik sayılarında büyük bir değişim olmasa da boşanma sayılarındaki artışın dikkat çekici olduğunu aktardı. Evlilik yaşlarının kadınlarda ortalama 25,8’e, erkeklerde 28,3’e yükseldiğini, boşanmaların büyük bölümünün özellikle ilk 5 yıl içinde gerçekleştiğini belirterek, bu dönemin “kriz yönetimi” açısından en kritik aşama olduğunu ifade etti.


Gençlerin Evlilikten Kaçışı: Ekonomiden Çok Psikolojik Korkular


Geleceğe Mektuplar programının sunucusu Avanlıer, çeşitli üniversite ve gençlik buluşmalarında gençlere “Neden evlilikten uzak duruyorsunuz?” diye sorduğunu anlattı. Gençlerden gelen yanıtların çoğunda ilk gerekçenin ekonomi değil, ailede gördükleri olumsuz örnekler ve kendi evliliklerinde de aynı sıkıntıları yaşama korkusu olduğunu aktardı.

Gençlerin, “annemde-babamda gördüğüm sorunları yaşamaktan korkuyorum”, “kusursuz eş bulamam”, “kendim kusursuz eş olabilir miyim bilmiyorum” ikilemi yaşadığını belirten Avanlıer, bu korkunun evlilik kararını geciktirdiğini veya tamamen ortadan kaldırdığını söyledi.

Karaköse ise, “kusursuz eş yoktur” gerçeğinin gençlere anlatılması gerektiğini, kadın ve erkeğin birbirinin tamamlayıcısı olduğu, kusurların karşılıklı anlayış, adalet ve merhametle dengelendiği bir evlilik fikrinin yeniden inşa edilmesi gerektiğini vurguladı.


Uçlarda Yaşanan Evlilik Algısı: “Gelinlikle Gidip Kefenle Dönmek”ten “En Ufak Krizde Çık Gel”e


Karaköse, geçmişteki “gelinlikle gittin, kefenle dönersin” anlayışının kadınları geri dönülemez şartlarda, ağır zulümlere maruz bıraktığını, bunun da ayrı bir adaletsizlik olduğunu söyledi. Bu uç noktadan, bugünün “en ufak krizde çocuğumu geri alırım, kızım çık gel, oğlum sana kız mı yok” anlayışına savrulduğumuzu ifade eden Karaköse, iki uç arasında dengeli bir bakış açısına ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Evlilik birliğini koruyabilecek, kriz yönetmeyi öğrenebilecek çiftler için ilk 5 yılın sabır, iletişim ve anlayışla geçirilmesinin önemli olduğunu belirtti. Ancak ağır şiddet, madde bağımlılığı, kumar, ekonomik sorumsuzluk ve vesayet gerektirecek derecede savurganlık gibi durumların varlığında, boşanmanın da sağlıklı ve gerekli bir seçenek olabileceğini açıkça ifade etti.


Şiddet ve Mevzuat: “Kanunlarımız Teorik Olarak Yeterli, Sorun Uygulamada”


Kadına yönelik şiddet, uzaklaştırma kararı ve koruma tedbirleri de programın önemli başlıklarından biriydi. Karaköse, kamuoyunda sıkça dile getirilen “kanunlar yetersiz” algısına katılmadığını, Türkiye’de koruma ve uzaklaştırma tedbirleri başta olmak üzere mevzuatın teorik olarak yeterli olduğunu söyledi.

Özellikle 2012 sonrası düzenlemelerde kadının ve çocukların korunmasına yönelik mülki amir ve mahkemelere geniş yetkiler verildiğini hatırlatan Karaköse, esas sorunun uygulamada ve bireyin hukuka karşı saygı eksikliğinde ortaya çıktığını ifade etti.

Uzaklaştırma kararına rağmen tehdit ve saldırılarına devam eden faillerin, aslında çocukluktan itibaren hukuk bilincinden yoksun yetiştiğini, devlet otoritesine ve kurallara karşı gelişen bu pervasız tavrın kökünde yine aile içi eğitim eksikliğinin bulunduğunu belirtti.

Yargılama süreçlerindeki hantallık, dosya yoğunluğu ve sistemsel aksaklıkların da mağdurların adalet beklentisini zayıflattığını, bu alanda daha hızlı ve etkili mekanizmalara ihtiyaç olduğunu vurguladı.


“Güçlü Kadın” Algısı: Ekonomik Özgürlük Mü, Fıtrata Uygun Denge Mi?


Programda, “güçlü kadın” söylemi de eleştirel bir gözle masaya yatırıldı. Günümüzde güçlü kadının çoğunlukla “kendi ayakları üzerinde duran, ekonomik özgürlüğünü sağlamış, dilediğinde yeni bir hayat kurabilecek” kişi olarak tanımlandığını hatırlatan Karaköse, çalışmanın insanlık tarihi kadar eski ve sadece ücretli işten ibaret olmayan bir kavram olduğuna dikkat çekti.

Tarım toplumunda kadının da erkekle birlikte tarlada çalıştığını, ev içi emeğin ve çocuk yetiştirmenin de “çalışma” olduğunu, bugün bu emeğin değersizleştirildiğini vurguladı. Ev içi işlerin piyasa koşullarında ne kadar yüksek bedellerle ücretlendirileceğine dikkat çekerek, buna rağmen evde emek veren kadının çoğu zaman takdir görmediğini, kendisinin de yaptığı işi küçümsediğini söyledi.

Kadının “takdir edilme, onaylanma” ihtiyacının hem çalışan kadın hem de ev hanımı için ortak bir ihtiyaç olduğunu belirten Karaköse, medyanın “güçlü kadın” söylemini zaman zaman abartarak, ev içi emek veren kadınları değersiz hissettirecek şekilde kullandığını anlattı. Kadına yönelen şiddetin de “kadına şiddet” başlığı altında sürekli pompalanmasının, sorunu çözücü değil, kimi zaman körükleyici ve kadın üzerinde damgalayıcı bir etki de oluşturduğunu ifade etti.


Demografi Alarmı: “Doğurganlık 1,51’de, Bu Sosyolojik Çöküş Sinyali”


Programda yalnızca aile içi ilişkiler değil, ülkenin demografik yapısı da masaya yatırıldı. Avanlıer, bir düşünürün, “Bir milletin doğurganlık oranı 2,1’in altına düştüyse artık o milleti yok etmek için savaşmaya gerek yoktur, kendi kendini tüketiyordur” sözünü hatırlatarak, Türkiye’de doğurganlık oranının 1,51 seviyesine gerilemesinin ciddi bir sosyolojik çöküş sinyali olduğunu vurguladı.

Ancak, sadece sayısal çoğalmaya odaklanmanın yeterli olmadığını, yetişen neslin nitelikli, sağlam ruhlu, aile ve hukuk bilinci yüksek bireyler olarak yetiştirilmesinin esas hedef olması gerektiğini söyledi. Karaköse de, eğitim, doğru ebeveynlik, psikolojik farkındalık ve hukuki düzenlemelerle hem nicelik hem nitelik açısından dengeli bir toplum yapısının mümkün olabileceğini dile getirdi.


Geleceğe Mektup: “Dem Bu Dem – Ne Geçmişin Esiri, Ne Geleceğin Kaygısında”


Programın sonunda Ahmet Avanlıer, konsept gereği Avukat Yasemin Karaköse’den “geleceğe bir mektup” cümlesi istedi. Karaköse, çocuklarına ve torunlarına seslenecek olsaydı, bugün kendisine çıkardığı en önemli dersi aktaracağını söyledi.

İnsanın, geçmişin elemleri ve geleceğin kaygıları arasında çoğu zaman bugünden lezzet alamadığını, içinde yaşadığımız kadim kültürün “dem bu dem” felsefesiyle, ne geçmişin hüznüne esir olunmaması ne de belirsiz gelecek kaygısıyla bugünün zehir edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Buradaki “anı yaşa” ifadesinin sorumsuz bir “carpe diem” anlayışı olmadığını özellikle belirten Karaköse, dünyanın bir imtihan yeri olduğunu, insanın buraya gelişi ve gidişi arasında adalet ve merhamet dairesinde, nesline “güzel miraslar” bırakacak bir hayat sürmekle mükellef olduğunu kaydetti.

“Dem bu dem” diyerek anı hakkıyla yaşarken, hem hukuka hem aile kurumuna hem de toplumsal değerlere sahip çıkmanın, gelecek nesillere bırakılacak en kıymetli mektup olduğunu ifade etti.

Son Söz: “Ailede Hukuku Tesis Etmeden Toplumsal Adalet Kurulamaz”


Programın kapanışında Ahmet Avanlıer, “Bugünün notu şu olsun: Hukuka saygılı nesillerin temeli ilk ailede atılıyor. Ailemizde hukuku tesis edebilirsek, toplumsal adaletin ve huzurun da kapısını aralamış oluruz” diyerek yayını sonlandırdı.

Avukat Yasemin Karaköse’nin aile, hukuk, medya, güçlü kadın, şiddet ve demografi başlıklarında yaptığı güçlü analizler, “Geleceğe Mektuplar” programında sadece bugünü değil, 100 yıl sonrasını da düşündüren bir çerçeve çizdi. Programın ilerleyen bölümlerinde “aile okulu”, “evlilik ehliyeti” ve “ebeveynlik eğitimi” başlıklarının da daha ayrıntılı ele alınacağı ifade edilerek, yeni yayın sözü alındı.

Haber:

Kaynak: Kayserim.net

Kayseri

Paylaş

Kayseri'den bir haberiniz mi var? Haber ihbar hattına iletin.

Kayseri haberlerini Google Haberler'de takip edin

Reklam
Paylaş

Kayseri hakkında merak edilenler

Bilgi Bankası

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Tüm Kayseri haberleri →

Yorumlar

Yorumlar topluluk kurallarına göre incelendikten sonra yayımlanır.